29 Ekim 2019 Salı

PAZAR KOSUSUNDAN OBEB OKEK'E UZANAN DOLU DOLU BIR SABAH

Gecenlerde havanin guzelligini firsat bilip disarda kosmaya karar verdim.

Evimin yakinlarindaki gole gititm. Golun etrafindaki bir turun yaklasik 2 kilometre oldugu goal setting i kolay, motivasyonu yuksek, havasi temiz, yollari patika bir kosu rotasi burasi. Yakinlarda bir yerlerde bisikletimi park ettim, minik adimlarla kosmaya basladim. Bi bes dakika saat yonunde kosmaya basladiktan sonra saat yonunun tersinde kosan pembeli kadinla karsilastim.

Kosumun ikinci turunda pembeli kadinla ilk turdakindan daha erken bir yerde karsilastik. "Demek ki bu pembeli kadin benden hizli kosuyor" diye dusnurken kafamin icinde kontrol edemedigim bagzi coktan secmeli secenekler belirmeye basladi. Ucuncu turumu kosarken soru kafamin icinde benim kontrolum disinda iyiden iyiye netlesti. "Iki insan ayni anda cevresi 2000 metre olan dairesel bir pistin etrafinda ters yonlerde kosmaya basliyor. Ikinci kez pistin 1500 metresinde karsilastiklarina ve birinci kosucu dakikada 20 metre kostuguna gore ikinci kosucunun saatteki hizi nedir?"

Asla dogru bir sekilde formule edemedigim bu problem kafamda belirirken simultaneously baska konseptler de kafamda patlamis misir gibi patlamaya basladi ve soruyu cozmek icin OBEB OKEK bilgisi kullanmak gerektigini hatirladim.  Mis gibi oksijenle dolmasi gereken cigerlerim, okek obeb in aklima gelmesiyle tatsiz flashbacklerin yasattigi huzursuzlugu absorbe etmeye basladi.

-Mini flasback to 2007- Molalarimda dinlenmek icin anlatim bozuklugu cozdugum bir oss ye hazirlik sureci. Tenefuslerde kafam dagilsin diye guvender geometri cozuyorum. Sinif arkadaslarimla iletisimim "hafta sonu kac soru cozdun?" seviyesinde. Bu temponun icinde harcadigim butun zamana ve  efora ragmen asla ogrenemedigim, kafama kesinlikle girmeyen bir konu var: OBEB OKEK. Asla ogrenemedim. Ne etutler, ne ozel dersler almama ragmen obeb okek benim icin dunya uzerinde anlasilmasi en kompleks konulardan biri olarak bu gunlere kadar geldi. OBEB OKEK yazarken bile midemdeki cuceler mini bir kazi calismasina girisiyor.

Alin size bir pazar sekeri:
Kenarlar 3, 4, 6 cm olan diktortgenler prizmasi seklindeki tuglalardan bir kup yapilmak istense ve 400 tane tugla bulunsa, ve bu tuglalari hic arttirmadan bir kup yapmak icin kullansak, kac tane tuglaya ihtiyac vardBOOGOGSDFJLHFJ DFKHDF.

Bu postu yazarken ben bi fena oldum, tansiyonum dustu. Gideyim de kendime bi tuzlu ayran yapayim.




22 Ekim 2019 Salı

Tez konumla alakali en bilinen konferanslardan biri gecen sene Amerikada, bu sene Guney Kore'de duzenlenmisken bilim bakalim BENIM PAPER SUBMIT EDECEGIM ONUMUZDEKI SENE nerede duzenlenecek? Hemen soyleleyim, EINDHOVEN. Konferansa dunyanin bir ucundan gelen insanlarin yanina sadece mini bir asansor yolculugu ile varacak olmak; bu bir dram degildir de nedir?

                                 
                              *      *       *       *       *       *        *        *      *     *

Regl oldum ve asiri duygusalim.

Bugun yine ofiste guzel guzel muzigimi dinleyip paperimi yaziyorum. Psychedelic anatolian rock dinlerken playlist bitmis, spotify hesabimi kesfete yollamis. Bir anda kulagimda hekimoglu calmaya basladi. Self-tracking paperi yazarken hormonlarim beni usulca ele gecirdi ve hekimoglu dinlerken  gozlerim dolmaya basladi. Aman allahim o nasil duygusal bir sarki! Bir yandan hekimogluna iclenirken bir yandan da self-tracking contextinde motivation ve commitment arasindaki farklari listeliyorum. Sonra durumu kontrol altina alabilmek icin hemen serserilige giris 101 playlistine gectim de modumun basement kata inmesine izin vermeden poposundan hafifce ittirip asansore bindirdim ve yukari katlara ulastirdim.

Canim hormonlarim... Hormonlarimiz...









usenerek cevre korunmaz


bataryalari recycle etmeyi surekli unuttugum veya markete goturmeye usendigim icin apartman yoneticisine apartmana bataryalar icin recycle box koyar misiniz diye mail attim.
-birinci dunya usengeclik problemlerine kolay cozumler.


biliyor muydunuz ki plastik kiyafetler hep okyanuslara karisiyor sonra baliklar onlari yiyor biz de baliklari.. o yuzden mumkun mertebe hep pamuklu giyinin.
kalin saglicakla.

21 Ekim 2019 Pazartesi

kesin tasinilacak olan bir eve yatirim yapmak ve bu yatirimin anksiyetesi uzerine

master sonrasinda ilk defa tek basina yasayacak olmamla beraber gaza gelip unfurnished eve ciktim ve evime istemedigim tek bir parca esya sokmadan yerlesebildim. simdi bu ev ile olan birlikteligimin 3. yilina girdim. bu birliktelik beraberinde her iliskide oldugu gibi bu iliskide de birtakim aliskanliklari getirdi. bekledigimden daha fazla benimsedigim canim evim (ya da canim odam) gun gectikce kumulatif olarak biriken kitaplarla, yagmurdan korunmak amacli aldigim su geciren yagmurluklar ve bunun uzerine satin aldigim yagmur gecirmeyen yagmurluklarla dolmaya; kimi zaman elcin ile girdigimiz bir milyoncularda ya da cocuk oyuncakcilarinda buldugumuz hikayesi olan veya evde guzel bir enstelasyon yapmami saglayacak ufak tefek porselenler, kimi zaman da hortsik gibi boyumda olan hasir zurafalar derken geceleri yatmadan once yanaklarindan operek gozlerinin icine bakip iyi geceler dedigim yiginla esyam olmaya basladi.

acaba son yillarda kendi kendimin bilincini cozup daha iyi bir iknator haline mi gelmistim?
kendim, kendime ihtiyacim olmayan seyleri ihtiyacmis gibi pazarlarken mi buluyorum? 
bu pazarlama tekniginde bu kadar iyiysem baska is alanlarina girmeyi mi dusunmeliyim? 

gonul bagi ile baglandigim bu mal varliklari beni mutlu ededursun, bazi aksamlar bu esyalari nasil tasiyacagimi dusundugumde uykularim kaciyor ve kendimi uzerinde yattigim yatagi mental olarak deconstruct edip tekrar birlestirirken buluyorum. bir vida artiyor. 



13 Ekim 2019 Pazar


duygusal 1 post


Bugun Kruisstraat'ta bayraklar yariya indi.
Eindhoven, gri bir gokyuzuyle durumu kabullendi.
Ust kattaki Polonyali komsularim bile muzigin sesini kisti.

Tam 6 yil once Amsterdama geldigim ilk hafta aldigim kahve makinem ile bugun vedalastik.


Diger kahve makinelerinin yaninda minicik kalmis bir makineydi. Hemencecik almistim, camping size oldugu icin o kadar minik oldugunu sonradan ogrenmistim.

Bu gecen koca 6 yil icinde bebeyim hep yanimdaydi.

"How do you say cheers in Turkish?" sorularina cevap verdigim les Green Tower partilerinin sonrasindaki hangover kahvaltilarimda,

Ayni partiler yuzunden masterdaki bursumu kaybettigimde, ve o yaz aslanlar gibi calisip bursu geri aldigimda,

Sabahin korunde Albert Hejin'e raf dizmeye gittigim gunlerde,

Asiri dindar Alman oda arkadasimin incilden alintilalarla dolu ekmek kesme tahtasinda kestigi ekmekleri kizartirken,

Kalkisma girisimini twitterda takip ettigimiz gece,

Osdorp'daki odama tasindigimda, surekli ayaklariyla oynayan Arjantinli sef oda arkadasimin yaptigi yemekleri yememek icin binbir bahaneler icinde cirpinirken,

New West'e tasindigimda while label in mudavimi olup bebeyime gereken ilgiyi gostermedigim zamanlarda,

Sut kokan ve ingilizce bilmeyen Pakistanli kamyoncuyla beraber esyalarimi Eindhoven'a tasidigimizda ve 10 yil sonra ilk defa yalniz yasadigim gunun sabahimda,

su hayatta giden kahve makinesinin ardindan helva kavurmak da varmis.



Ve daha nice sabahlarda hep benimle olan kahve makinem bugun bozuldu. Bir anda atmaya elim gitmedi, ben de dolaba kaldirdim.

Arkasindan da un helvasi kavurdum. Su an bu postu kahve makinemin helvasini yiyerek yaziyorum.











*ayni gun gittim mediamarkt'tan baska kahve makinesi aldim. ama gokhan kirdar'in da dedigi gibi: YERINE SEVEEMEEEM!







3 Ekim 2019 Perşembe

Den Bosch'da bir cumartesi

Doktoranin ucuncu yilinda hafta iclerim genelde "bina 11 de kapaniyor, yanlislikla ustunuze kitlemeyelim, cikin gidin evinize" anonsunu duyarak ya da havuzda bir takim hareketler ogrenip bunu kafamin icindeki minik cucelerle kutladigim silent disco partilerle geciyor. Fakat bazi random haftasonlari hafta icinin butun monotonlugunu silip supurecek suprizli olabiliyor. Gectigimiz cumartesi iste oyle haftasonunun bir parcasiydi.

Arkadasimla bulustuk, planimiz Amsterdamda muze gezmek, cunku Stedeilijk'e 'Colorful Japan' sergisi gelmis ve boyle bir sergiye gitmeyecektik de ne yapacaktik! Cantamizda bir kilo mandalina, Amsterdam trenini bekliyoruz. Fakat ns.nl yine yamuk yapiyor. Arka arkaya trenler iptal. Hemen sonra ogreniyoruz ki yine birileri vucudunu raylara firlatmaya karar vermis, ve saniyorum gider ayar herkese son bir el hareketi cekmek istedigi icin bu firlatma saatini cumartesi ogleden sonrasina ayarlamis.

Eindhoven'in jeopolitik konumu sayesinde biz de rotayi hemen Den Bosch'a kiriyoruz. Pek bi planimiz yok. Yemek yiyip biseyler icip sehirde dolasiyoruz. Oylesine yururken uzaklarda, warehouse gibi bi yerde bir takim kutlamalar fark ediyoruz ve iceri daliyoruz; gordugumuz hareketlilik, bu sinema salonu + exhibition center karmasi fuzyon mekanin 15. yil kutlamasiymis. Iceri daliyoruz. Ya da hic tanimadigim birinin ruyasina giriyoruz mu demeliyim?

Iceri girer girmez koridorda bizi kaykaylara yuzustu yatmis ve elleriyle kendilerini ittirerek serbest halde gezen bir takim horizontal insanlar karsiliyor. Ilginc bir goruntu. Ilerlemeye devam ediyoruz, arkalardan gelen muzige dogru gidiyoruz. Ogreniyoruz ki burda dans marathonu var, insanlar queen/king of the night unvani icin gece 12 ye kadar dans ediyor. -Biz gittigimizde saat 7 civarlarinda- Arkadasima bakiyorum, o bana bakiyor, ben yerde horizontal giden cocuga bakiyorum, cocuk donuk bakislariyla sadece ileri bakiyor, ve maratona katilmaya karar veriyoruz.


iste hikayede gecen -kaykaylara yuzustu yatmis ve elleriyle kendilerini ittirerek serbest halde gezel horizontal insanlara bir ornek-


Numaralarimizi alip ustumuze astiktan sonra dans etmeye basliyoruz. Buyuk bir alan degil, maratona katilan 30 kisi filan var bu asamada. Ve bu dans pistinin tam ortasinda da akulu arabasiyla dans etmeye gelmis yasli bir ablamiz. Neyse. Dansimiza devam ediyoruz. Bir ara telefonuma bakmak icin duruyorum, yanimda bir tane juri beliriyor; elinde bir takim dosyalar, kagitlar, notlar "Move, move, keep dancing" diye beni uyarmaya gelmis. AMANTANRIM. Panik halinde dansima geri donuyorum.  Ayni juri yine etrafimizda; guzel dans figurlerini, yakaya asmak icin verdigi yapistirmali rozetiyle odullendiriyor. Arkadas 3 rozet alirken ben gecenin ilerleyen saatlerinde bir rozet anca aliyorum.

Saatler geciyor, dj ler degisiyor, muzikler hareketleiyor, kafalar guzellesiyor, horizontal bireyler yerde suzulmeye devam ediyor, arada tutu giymis gobekli dayilar beliriyor. Bir kac saat sonra kemik kitle 15 kisi kaliyoruz. Artik bir tur kalt gibi birseyiz. Extacy dancing egitmeni bir kadin arada dansiyla sovlar yapiyor. Ozellikle bu event icin gelenler arada tshirtlerini degistiriyorlar. Bir ara buyuk bir U ciziyoruz ve herkes sirayla ortaya gecip figurlerini sergiliyor. Enerji duser gibi olunca juriler ellerinde birer salkim uzumle gelip bir kus gibi bizi besliyorlar. Extacy dancing egitmeni kadin elinde bir siseyle yanimiza gelip "nane yagi ister misiniz?" diye soruyor. Frontal lobe umu coktan saldigim icin ustunde hic dusunmuyorum bile. Yes diyorum, isterim. Kadin alnima mentollu nane yagi suruyor. MEGER BU VIKS GIBI BISEYMIS. Gece boyunca alnim naneli sakiz cigniyor. Dj booth un hemen yaninda bir de masaj sedyesi var; masor dans ederek masaj yapiyor, masaj icin yatanlarin ayaklari hala oynamaya devam ediyor. Adeta Faithless in why go klibinin icindeyim.

Saat gece yarisina yaklasiyor. Son sigara molalari veriliyor, uzum salkimi bir tur daha uzerimizden geciyor. Aldigi alti adet rozeti alnina yapistirmis bir sekilde butun gece bir an durmadan dans eden kiz, queen of the night oluyor. Alkisliyoruz. Dans etmekten bitap dusmus bir halde istasyona yuruyup tebessum sehrimize geri donuyoruz.





27 Eylül 2019 Cuma

Muzekartla bedava girilebilen bir mekan: Caglanin evi

Hollandada sevdigim insanlarin hepsi tren mesafesinde yasadigi icin bir haftasonu yine ns.nl in cebine uc bes birseyler sikistiriyorum, - genc adamsin, lazim olur, bulunsun yaninda- diyorum. Hic ikiletmeden aliyor parayi. Daglari tepeleri asip Leiden'a variyorum. Dag mi? Tepe mi? Lafin gelisi caniimm.
Cagla da Amsterdam'dan daha cok patikalari takip ederek geliyor. Ogleden sonra Hollanda'da "verayibil degil, veriibil" referensini anlayabilecek 3 Bilkent Psikoloji mezunu genc bulusup Leiden sokaklarinda geziyor. Aksam Leiden'da, Merve'nin gezellig cati katinin yatili misafiriyiz. Sabah kahvaltidan sonra dukkan geze geze sehri turluyoruz. Rastgele bir dukkana giriyoruz. Cagla dukkanda kendi boyunda bir zurafayla goz goze geliyor; ilk goruste ask gibi birsey. Goz goze geldikten yaklasik 20-25 saniye sonra, ben kosedeki cantalara bakmakla mesgul iken, Cagla'yi zurafayi kiucaklamis bir sekilde kasa sirasinda berklerken goruyorum. Cok kisa bir zaman sonra zurafa Caglanin oluyor.
Bir haftasonuluk Leiden gezimizin ganimetleri; Sonradan bebek zurafaya ismini veren Ingiliz edebiyatinin yapi tasi sayilabilecek kitap Horsick, butun yanardaglara agency yukleyen Japon mitolojisi, ve elbette ki bebek zurafamiz.  

Bu almost real size bebek zurafayla sehir merkezinde yurumemiz zorlasiyor. Bebek zurafa bir attention magnet ine donusuyor. Biz de rotamizi istasyona dogru cevirmeye karar veriyoruz. Aramizdan once Cagla ayriliyor. Cagla ve zurafasi, yuruyen merdivene binip yukselirken ikisi de bize el salliyor. Sonradan ogreniyoruz ki trende Cagla zurafasini yan koltuguna oturtmus, rahatca bir yolculuk gecirmisler.

Ve gunun sonunda Caglanin evi bir art exhibitiona ev sahipligi yapmaya bir adim daha yaklasiyor.



uzerime kahve dokuldu, su sekil ofiste oturuyorum.
does this qualify as latte art?

20 Eylül 2019 Cuma

27 yasimda nasil metalci oldum

dikkat bu yazi biraz iron maiden icermektedir.

tasinmak yeni olasiliklara, yeni umutlara pencere acan bir eylem olmasiyla zorlu bir surece ragmen olumlu sonuclar vermektedir. iste size bir tasinma sonucunun olumsuz da bitebilecegini veya benim sonuc olarak gordugumun aslinda bir surec olusunu, okurun metalcilik gecmisi olup olmamasina bagli olarak da asil sonucun olumluluk veya olumsuzluk ekseninde okura birakilabilecegi bir belirsizligi anlatacagim.

bakiniz biz ofisleri tasiyali bir yil oluyor. 
tasininca yeni ofis arkadaslari dedik, daha ferah bir ofis ortami dedik, olumlu, konsantrasyon artirici, guzel dedik. laz ozan akyol da uy uy uiyyyy diyerek bu dusuncelerimize destek oldu. fakat bilinmeyen suydu ki, ofiste doktora hayatini surdurmekte olan arkadaslarimizdan bir tanesi 7 gun 25 saat hasta. mubarek sen kokorecci misin, pideci misin de 7 gun 25 saat bir surekliligin icerisindesin. 
bir insan bunyesini her gun hasta olarak nasil bu gunlere getirebilir? hastalik bir yana asil problem bu hastaligin yayilimini artirici faktorlerin de minimize edilmiyor olusu. bakiniz, agiz kapatmak, ortaliga aksirmamak mikroplarin havada suzulerek baskalarinin agzina koluna patojenlerin suzulerek konmasina ve sizin bir sonraki konak olarak belirlenmenizin onune gecen en onemli etmenlerden biridir. bazen bu oksurukler ve hapsiriklar kapali alanda tutulmadiginda (bakiniz pecete veya el yardimi ile)  atmosferin icine ve bu patojenlerin merkezine yakinligiyla da buyuk ihtimalle benim uzerime patojenlerin seyahatine sebep oluyor. artik bir yili suren bu zamanda alisamadigim aksiriklar yuzunden, ve seslerin surekli hastalik imgesi yaratmasindan, bari konsantrasyonumu engelleyici bu faktoru yok edeyim, uzerimde kasarli tost yemege gelmis patojen ailelerine tuvalet molasi olmayayim gibi dusunceleri kafamdan uzaklastirabileyim diyerek, bir cok muzik turu ile tanistim. yeri geldi bu rap oldu, yeri geldi psychedelic muzikler oldu, yeri geldi vapowave'e dusuldu. fakat kardesim headphone da getirmedigim gunlerde hicbir muzik etkisini gostermiyor, tiksirik seslerine sadece tempo oluyor. neticede bugun bir de metal deneyelim diyerek 13 yasindaki ergen c.c. coskusuyla minimal headbangler yaparak patojen sacilma seslerini bastirmayi basardim.. 
fakat ne oldu?  bir piyano resitali dinleme verimine ulasmak tabi ki mumkun olamadi. 

ve ben bu cuma uzerimde hayali siyah, iskeletli ve kurukafali grup tshirt'um, tshirtumun rengini asla tutmayan siyah pantolon ve siyah ayakkabim, hayali uzun saclarim, ve hayali simsiyah goz kalemimle asi ve hakli durusumla ofisi terk edecegim.

23 Ağustos 2019 Cuma

Para ustu olarak sakiz yerine topkek alabilir miyim? Olur ama ustune bir 30 kurus daha vermen lazim. Tamam ama bende en kucuk 50 kurus var. Al bu topkek ve iki sakizi, gel bu kisir donguye bir son verelim.

Amsterdam - Izmir ucagindayim. Oradan da havaalanindan cikmadan, direk ic hatlardan Ankara'ya gecicem. Peki o halde neden direk Amsterdam - Ankara ucagina binmedim? Babam boyle pasta yapmayi nereden ogrendi?

Koltuk numaram 17E, Bir baska degisle "I am the queen of the kolcaks". Bacaklarini aca aca oturmus full + full 2 stereotypical turkish men in arasindayim. Cam kenarindaki bey koltuga oturur oturmaz agzina bir sakiz atti, onu cigniyor. Tat kaciran bir durum. Cunku ben sakiz cigneyen insana tahammul edemiyorum. Tiyatrolarda, sinemalarda belali bir karakter yaratilmak istendiginde agzina neden hemen sakiz tikistiriliyor? Cunku sakiz cignemek karsidaki insani tahrik eder. "Gel ulen, hadi daha yumruk bile yapmayi beceremedigin ellerinle gom suratima bir tane de goreyim" manifestosudur sakiz cignemek. Kabul ediyorum, bu konuda ekstra bir hassasiyetim olabilir. Bu sebeple yanimda agzinda sakizla biri belirirse "Aaa unutmusum, benim bugun hali saham vardi simdi hatirladim, acil kalkmam lazim" der (modern sabahlar bknzi) ve usulca ortami terk ederim. Fakat yerden cokca feet yukseklikte bir ucagin icinde yanyanayiz ve benim elimden gelebilecek pek de bir sey yok.

Ucak kalkali yaklasik bir saat oldu. Cam kenari beyi, ki kendisi hikayenin kalan kisminda 17F olarak gececek, ayni sakizi cignemeye devam ediyor. Evde temizlik yapan anne sakizi (i.e. falim) olsa bir saattir kaybolmamasini anlarim, ama o minik sakizin coktan sekerinin bitip hacminin kucule kucule yok olmasi ve bir noktada yanlislikla yutulmasi gerekiyordu.

5.05 pm: Yolculuk devam ediyor... Central viewim kitabimi okumakla mesgulken peripheral viewim 17F yi kesiyor.

5.35: Koridordaki yemek arabasi bize dogru yaklasiyor.
Bunu goren 17F'de bir hareketlilik basliyor. 17F heyecanlaniyor. Ucaga bindiginden beri sabirsizlikla bekledigi o ana hazirlaniyor. Ondeki koltugun arkasindaki tepsiyi aciyor.
Sonra AGZINDAKI SAKIZI TOP YAPIP YUZEL ALANINI IYICE KUCULTTUKTEN SONRA TEPSIYE YAPISTIRIYOR.

Hic tanimadigim birinin sakiz cignemesine maruz kaldigim yetmiyormus gibi bir anda hic tanmadigim birinin agzindan cikan ustu tukuruklu sakizina maruz kaliyorum.

Sakizin tepsideki pozisyonu dikkatlice secilmis, zira tepsinin en kiyisinda, dustu dusecek bir yerde duruyor. Yemekten sonra tekrar agzina tikistiracak herhalde, diye dusunuyorum.

Yemegini yerken muzigi eslik ediyor 17F'ye, sarkinin ritmine baya bir kaptiriyor kendini. Peripheral viewimden fist pumplara sahit oluyorum. (Ah evolutionary sebeplerle asiri gelismis canim peripheral viewim, keske isteidigimde seni kapatabilecegim bir dugmen olsa). 17F'nin kendisini turkish rap in ilik sut sicakligindaki kollarina kaptirmis olabilecegini dusunuyorum, cunku bisikletle  90BPM dinlerken giderken ben de kendimi boyle bulabiliyorum. Sonra gozum telefonunun ekranina kayiyor. Spotifyda izmir marsi dinledigini goruyorum.

6.03 pm: 17F yemegini bitiriyor. Sandvic posetinin copunu hostese veriyor. Tepsinin ustundeki sakizi tam da tahmin ettigim gibi geri agzina atiyor.

Aradan yarim saat daha geciyor.
Tepsileri kapatip gunesliklerimizi aciyoruz ve koltuklarimizi dik konuma getiriyoruz.
Artik inis icin haziriz.





18 Ağustos 2019 Pazar

Fantastik 1 Cumartesi - Part 2

Canim Caglayla sonunda kavusup bulusmanin planlandigi adrese dogru yuruyoruz. Gathering e katilacak insanlar hakkinda en ufak fikrimiz yok. Acaba bizi nasil bir event bekliyor? Bilkentteki aksam 5.30 dersinden sonra duzenlenen B binasi giris kat amfilerindeki ogrenci klubu toplantisi gibi bir ortam mi? Ya insanlarin elden ele maklube dondugu bir ortamsa? Kendimizi herseye hazirliyoruz ve her ihtimale karsi bir safe word belirliyoruz. APRICOT. (New Girl sevenler wink wink). Ortamdan ayrilma vaktimiz geldigini ilk dusunen apricot u cumle icinde kullanacak ve yavasca ordan ayrilacagiz.

Bulusacagimiz adrese geldigimizde kendimizi bir anda hastanede buluyoruz. Yeni insanlarla tanisip goygoy  muhabbet edecegimizi dusunerek geldigimiz yerde yanimizdan tekerlekli sandalyede, kolunda serum takili hastalar geciyor. Etrafimiz beyaz onluklulerle ve sedyede yatan yaslilarla  sariliyor. ALLAAALLAAA nidalariyla bulusulacak odayi ariyoruz.  Eventi duzenleyenlerden biri bizi kapida karsiliyor. Bir takim koridorlardan geciliyor. Bir takim kapilari acmak icin kartlar okutuluyor, hangi kata cikman gerektigini daha binmeden karar vermeni bekleyen bir takim aceleci asansorlere biniliyor. Ve voila! Bulusmaya variyoruz. Biz odaya girdigimiz sirada herkes Dutch konusuyor, ortama Turkcemizle dahil oluyoruz.

Toplamda 6 kisi var, cogunluk benim de magdur oldugum trenyolundaki ayni construction sebebiyle gec kalmis. Biz gruba nasil yon verebilecegimize dair brainstorminge basladigimiz sirada odaya ogle yemegi icin hazirlanmis yemekler geliyor. Masada once bir tabak klasik dutch sandvici goruyoruz. Nothing unusual. Fakat hemen sonrasinda bu sandviclere bir tencere sarma eslik ediyor!  Gruptan birisi oturmus ve bir tencere sarma sarmis arkadaslar. Cumartesi ogleden sonramizi gecirdigimiz Rotterdamdaki, hastanenin tam olarak nerede oldugunu kestiremedigimiz odasinda, bir tencere sarma, dev limonlu pasta, mandalina ve cilek tabaklari ile donatilmis yan masa manzaramiz esliginde brainstormingimize siradaki soruyla devam ediyoruz: bu gurubun ideal bulusma sikligi ne olmali?



Ceyrek altinlarimizi verdikten sonra -bize artik musade- deyip Caglayla toparlaniyoruz. Donus yolunda cikisi bulacagimizdan pek de emin olmayarak bizi bu odaya getiren kizin instructionini dinliyoruz: -Koridordaki kapinin dugmesine basin. Cagla bu instruction i bir hayat mottosu olarak sahipleniyor ve koridordaki birkac kapinin her dugmesine sirayla basmaya basliyor. Birkac deneme sonra aceleci asansore ulasiyoruz. Fakat inecegimiz kati tam kestiremiyoruz. Ilk denememizde kendimizi hastanenin acil servisinde buluyoruz. 
 Figure 1. Bir cumartesi ogleni kendilerini Erasmus MC acil servisinde bulan Tebessum Sehri Uilenstede vatandaslari



Iki denemeden sonra sonunda cikisa ulasiyoruz. Sabah yapilamayan planlari gerceklestirmek uzere  cilbir ile acai bowlun  ayni menude oldugu bir cafeye gidiyoruz. Sonrasinda icinde bagzi tavuklarin ve lilalarin gectigi minik bir alisveris turu. Ve kapanis. 








Fantastik 1 Cumartesi - Part 1

Aylar suren sessizlikten sonra tekrar tebessum sehrimizdeyim. Bu gecen zamanda blogluk elbette ki fazlaca ani birikti; ozellikle Limassol anektodlari ve cagla ve zurafasi uzun baska bir haftasonunun urunu olmak icin siraya girmis bekliyor. Fakat oyle fantastik bir cumartesi yasandi ki, detaylar hafizalardan silinmeden yaziya dokulmesi gerekiyordu.

Caglanin post-holidayi ve benim pre-holidayim arasinda sadece bir haftasonu vardi, bulusulmasi elzemdi ve biz bu hafta sonu icin planlar yapiyorduk. Bu arada ayni hafta isteyken bir mail geldi; Hollandada yasayan bir grup Turk PhD kendileri gibi Hollandada yasayan diger Turk PhDlerle iletisime gecip -siz bir sini kemi kere bozala bos basli pis porsuk musunuz?- demis. Hayir hayir, bir gathering planliyorlarmis ve bizi haftasonu Rotterdam a cagirmislar. Karsilikli "Sen gelirsen gelirim"li pazarligimizdan sonra Caglayla bu inci tanesi cumartesimizi Rotterdamda once vizyonlu ve acai bowllu bir kahvalti, ardindan da -maksat yeni insanlarla tanismak, muhabbet, goygoy- motiviyle gathering olarak planlamistik. 

Butun hafta cumartesi kahvaltimizin hayaliyle gun saydim. Cumartesi sabahi erkenden kalkip istasyona gitmek icin bisikletime dogru gittim... Ve evet. Bu uc noktanin anlamini saniyorum hepimiz dogru tahmin ettik. Bisikletim park ettigim yerde yoktu. Lanet olasica bok kafali hirsizlar yine bisikletimi calmisti. Kanepe konforundaki bisikletim yine kim bilir hangi insanlarin ardini gezdiriyordu. 

Ustunde cok durmamaya calisarak yuruyerek istasyona gittim. Olsundu, Caglayla guzel bir kahvalti bu kotu baslangici kompanse ederdi.  Yurudugum icin planladigim trenimi kacirdim ve bir sonrakine binebildim. Kulagimda kulaklik, modern sabahlar dinleyerek gidiyorum. Tilburga geldigimizde trende bir hareketlilik. Neredeyse vagonun tamami bosaldi. Ben ise -Cumartesi sabahi bu kadar insani Tilburg'a getirecek ne vardi?- diye dusunup trenin tekrar hareket etmesini bekliyorum. Tren hareket ediyor. Fakat ters yone... Bilin bakalim bu uc nokta ne icin? Evet, tren Eindhoven'a geri donuyor; kendimi Eindhoven'dan Eindhoven'a giden trende buluyorum. Tipki birkac yil once Maastricht'ten Maastricht'e giden trende buldugum gibi! -Gordugunuz gibi yillar geciyor ama benim Hollanda hayatim dev rutinlerle devam ediyor.- Geri Eindhoven'a donup baska bir trene biniyorum, trenlerde sorun oldugu icin iki kere aktarma yapmam gerekiyor, ve planlanan bulusma zamanindan saatler sonra Rotterdam'a variyorum. Gun sayarak bekledigimiz kahvalti yalan oluyor, Caglayla bulusup direk Turkish PhD eventine dogru gidiyoruz. Devami birazdan. (DEV CLIFFHANGER) 



8 Nisan 2019 Pazartesi

geceden kuru fasülye ıslar gibi R'a kod yatırıyorum..

canım kodum sabah lütfen pişecek kıvamda ol.

3 Nisan 2019 Çarşamba

geceleri uyanıp marktplaats'da satılan kedilere bakıp geri uyuduğum, barlarda alkolsüz bira içip taxlerimi yaptığım değişik bir dönemdeyim, elçin galiba ben yetişkinliğe sıkıştım, 1960'lı yıllardan bugüne zamanda yolculuk yapacağın o güzide mayıs ayını bekliyorum.


l
 ü
   t
    f
      e
       n
   g
  e
 l
...


24 Mart 2019 Pazar

elçin'e hatırlatma

bu post terlik üzerine yapılacak tespitlerin hatırlatılması amacıyla bırakılmıştır.

portekizce filme felemenkçe altyazılı gitmişim

kendimi sıkça sinemaya götürdüğüm bir 2019 yılı yaşanıyor. böyle olunca müdavimi olduğum sinema salonundaki çalışanlar tarafından tanınmaya da başladım. bugün için kendimle female frame teması altında oynayan bir filme gitme kararı almıştım. filmin başlamasına saatler olduğu için kâh kitabımı okuyor kâh bilgisayardan birtakım akademik işler kovalıyorken film saatim geldi. salonda kimse yok. bu işte bir gariplik var dedim ama bekledim. görevli bey geldi biletime baktı benden sonra 3-5 insan daha salona girdi. artık sinemadaki yoğunluk hakkında yeterli bir gözlemim olduğu için koca salonda bir pazar akşamı bu kadar az insan olmayacağının bilincindeyim.
arka ortalarda bir yer beğenip oturduğumda görevli bey yanıma gelip pardon siz dutch biliyor musunuz dedi. dedim biraz biliyorum. hıı yalnız film dutch altyazılı... üzgünüm dedi. bilmiyordum neyse ben bir duruma bakayım cevabımla salonda kulak misafiri olan bir kadın bana dönüp dutch bilmiyorsunuz peki portekizce mi biliyorsunuz dedi. portekizce de yok dedim. kadın durumuma acımış olacak ki şahsım adına bir cost-benefit analizi yapmak üzere cineville pass'iniz mi var dedi. evet,  çat pat bir dutch'ım da var bana da pratik olur en kötü yarısında çıkarım diyerek diyaloğu sonlandırdıktan sonra film başladı.






plot twist.
altyazıları anladım ve film çok güzeldi.


23 Mart 2019 Cumartesi

sahane pazara donusen protesto

olay hollanda'da yasaniyor.

egitimdeki butce kesintilerine karsi grev ve protesto yapilacaginin haberi veriliyor.
ben de diyorum ki, neden gitmeyeyim ki bakalim medeni bir yerde protestolar nasil gerceklesiyor.
bir cuma gunu okulun onunden kalkan otobuslerle den haag'a yola cikiyoruz.
duzlukleri (dag tepe yok arkadaslar o yuzden sadece yol asabiliyoruz) astiktan sonra otobusun park edecegi alana geliyoruz. herkes otobusten iniyor ve protestonun olacagi alana yurumeye basliyor. bir 15-20 dakika ormanlari asarak minik bir okul gezisine cikmiscasina ilerliyoruz. sanki hocalar musambalari yere serecek fantalarimizi icecegiz, arkadaslarla da onceki senelerde ust donemlerde yasanan cinsellik dolu okul efsanelerini dinleyip sasiracagiz. hava ruzgarli ve yagmurlu olmasa abi plastik top getirdik mi yoksa su marketten bi pembe top almaz miydik diye sorulsa kimsenin garipsemeyecegi bu yuruyusun sonunda cimlik bir alana geliyoruz.

arkadaslar alana bir sahne kurulmus. insanlar getirilen catering tentelerinin altina girmis cay ve waffel aliyor. acikan arkadaslar bir sandvic tentesi yok muydu diye saskin gozlerle tenteleri suzuyor. sandvic kelimesini duyunca tadim kaciyor. sen bak ben suralardayim diyerek battigim camurdan alani seyir eyliyorum. arkadaslar ortamin bilkent mayfest olmadigini sadece insanlarin elinde yagdanlik olmamasindan ayirt edebiliyorum. sahneye bir grup cikiyor. lady marmelade soyluyorlar. moulin rouge mu izliyoruz mubarek, protestoya geldik. iki gaviscon bir sut sisem bir baretim eksik buraya eglenmeye mi geldik diye diye dusuncelere daliyorum. arkadasim sandvic bulamadigi icin yanimda aldigi waffle'i kemirmeye basliyor ve sahnenin onune dogru gidiyoruz.

protesto saati geldiginde sahneye bir adam cikiyor. adamin uzerinde yesilli mavili morlu renkli bir takim. gozlerinde beyaz kemik gozlukler. saclar itinayla jolelenmis. sahane pazar izledigimin nostaljsiine kapilarak dus almamis olmayi garipsemeye basliyorum (citation*).  elcin sahane pazara sikistim sen neredesin, bu an'i nasil paylasamayiz diye dusunuyor ve bu hissiyati asla aktaramayacagim avrupali cevremle sahneye cikan konusmacilari dinlemeye basliyoruz. ben son 1 yilda geldigim B1 seviye felemenkcemle cikan konusmacilari tabi ki anlamiyorum. bir bucuk saatlik bu surreal deneyim bitince otobusumuze donuyoruz ve amsterdam'a geliyoruz.
ben kafa karisikligimla harcadigim zamana da biraz uzulerek eve gidiyorum.
hikaye burada son buluyor.



sevgiler