| SORAN OLURSA EINDHOVEN'DA DOKTORA YAPIYORUM DERSIN |
Sosyal psikolog olmak üzere kendilerini Amsterdam'da bulmuş iki kadının maceracıkları
29 Kasım 2018 Perşembe
23 Kasım 2018 Cuma
daçların planlama ahlak(sızlığ)ı
2017'den yayınlamayı unuttuğum bir post ile karşınızdayım.
"
..burada daçlar ile ilgili en büyük inanışlardan biri, ajandasız gezmemeleri ve randevulaşmak istenildiğinde 3 hafta sonrasındaki 1 saatlik boşluklarına sizi itelemeleri üzerine kurulu.
iki senedir daçların çok meşgul olduklarını sanıyordum. bir yandan bu kadar planlamanın yapılmasını garipserken bir yandan da takdir ediyordum. sonuçta bir devlet büyüğü olmadan önündeki üç haftayı silme nasıl doldurabilirsin ki? muazzam bir yoğunluk. diyordum, helal olsun. karşımdaki gerçek batılı, kişisel gelişimine, sporuna, yemesine, içmesine, sevişmesine zaman ayırıyor. sonra üç hafta sonra o yoğunlukta bana bir saatlik boşluk bulabiliyor. imrenilecek bir yaşam. aynı üç haftada ben ise boş olduğumdan yedi sezonluk buffy the vampire slayer'a başlayıp, daç arkadaşımla buluşana kadar sarah michelle gellar'ın yaşlanmasına tanıklık ediyor ve tabi ki bütün bölümleri bitiriyordum.
o günlerin üzerinden iki yılı aşkın süre geçti. buffy the vampire slayer geri dönmedi ama sarah michelle gellar da ben de iki birim yaşlandık ve ben daha yeni, helal olsun dediğim batılının ahlaksızlığını öğrendim. meğer sen bu daçlar, ajandalarına haftalık takip ettikleri survivor ayarındaki televizyon programlarını, üşengeçliklerini, pinekliklerini not et, sonra gel "hmm önümüzdeki iki pazar meşgulüm" diyerek karşıdakine hem işinin, gücünün, ve sosyal hayatının olduğu sinyalini ver hem de bu pazarlamayla asosyalliğinin üstünü ört. ben de diyorum, para harcamamak için her öğlen aynı yavan sandviçi yiyen adam nasıl bu denli keyif yapabiliyor.
* bu arada yeni evime taşındıktan iki hafta sonra yanlışlıkla elçin'in eski evinin sokağına taşınmış olduğumu fark ettim. bu trend ile kendimi gelecekte arif döner şehri eindhoven'da bulacak mıydım?
birlikte göreceğiz.
.."
yıl 2018...
kendimi hiberne etmeye karar verdiğim haftasonları herkese doluyum diyorum.
gerçek asimilasyon gerçek entegrasyon işte budur.
"
..burada daçlar ile ilgili en büyük inanışlardan biri, ajandasız gezmemeleri ve randevulaşmak istenildiğinde 3 hafta sonrasındaki 1 saatlik boşluklarına sizi itelemeleri üzerine kurulu.
iki senedir daçların çok meşgul olduklarını sanıyordum. bir yandan bu kadar planlamanın yapılmasını garipserken bir yandan da takdir ediyordum. sonuçta bir devlet büyüğü olmadan önündeki üç haftayı silme nasıl doldurabilirsin ki? muazzam bir yoğunluk. diyordum, helal olsun. karşımdaki gerçek batılı, kişisel gelişimine, sporuna, yemesine, içmesine, sevişmesine zaman ayırıyor. sonra üç hafta sonra o yoğunlukta bana bir saatlik boşluk bulabiliyor. imrenilecek bir yaşam. aynı üç haftada ben ise boş olduğumdan yedi sezonluk buffy the vampire slayer'a başlayıp, daç arkadaşımla buluşana kadar sarah michelle gellar'ın yaşlanmasına tanıklık ediyor ve tabi ki bütün bölümleri bitiriyordum.
o günlerin üzerinden iki yılı aşkın süre geçti. buffy the vampire slayer geri dönmedi ama sarah michelle gellar da ben de iki birim yaşlandık ve ben daha yeni, helal olsun dediğim batılının ahlaksızlığını öğrendim. meğer sen bu daçlar, ajandalarına haftalık takip ettikleri survivor ayarındaki televizyon programlarını, üşengeçliklerini, pinekliklerini not et, sonra gel "hmm önümüzdeki iki pazar meşgulüm" diyerek karşıdakine hem işinin, gücünün, ve sosyal hayatının olduğu sinyalini ver hem de bu pazarlamayla asosyalliğinin üstünü ört. ben de diyorum, para harcamamak için her öğlen aynı yavan sandviçi yiyen adam nasıl bu denli keyif yapabiliyor.
* bu arada yeni evime taşındıktan iki hafta sonra yanlışlıkla elçin'in eski evinin sokağına taşınmış olduğumu fark ettim. bu trend ile kendimi gelecekte arif döner şehri eindhoven'da bulacak mıydım?
birlikte göreceğiz.
.."
yıl 2018...
kendimi hiberne etmeye karar verdiğim haftasonları herkese doluyum diyorum.
gerçek asimilasyon gerçek entegrasyon işte budur.
20 Kasım 2018 Salı
mice spotted
günün en tat kaçıran görseline maruz kaldığımı sanarken bir gelişme daha yaşanıyor.maillerimi kontrol ediyorum, bir yeni mail var. başlıkta MICE SPOTTED yazıyor.
içimden lütfen sandığım şey olmasın diyorum bir kez daha.
ilk cümleyi okuyorum..
5. katın ilk faresi bulundu (ektedir) yazıyor, içimden lütfen ekte sandığım şey olmasın diyorum. sonra sandığım şeyi biraz olsun geç görmek için mailin içeriğini okumaya devam ediyorum.
mail sahibi, haftasonu bıraktığınız pepernotenleri fareler afiyetle yedi, onların sinterklaas'ı kutlamasını biz de isteriz ancak onlara pepernoten vermek zorunda da değiliz diye sempatik bir sonla dokundurmasını yapıyor. eke geliyoruz.
mail görseliyle tat kaçıran bir selamlaşma yaşanıyor.
sanal olarak yaşanan bu tatsızlıktan sonra ertesi gün oluyor, ofise geliyorum.
ofis arkadaşım sabah masamda fare boku buldum diyor.
19 Kasım 2018 Pazartesi
isitsel ve gorsel olarak tatsiz bir ani
su almaya kattaki mutfaga yururken cit cit diye bir ses duyuyorum. koridorda onumde bir adam onune bakiyor, bir seyler yapiyor. allahim diyorum nolur sandigim sey olmasin.
bir daha o ses.. cit cit.
adam 40larinda bizim kattaki ofislerde akademisiyle makalesiyle ilgilenen bir bilim insani bundan kuskum yok. bir iki adim atiyorum. adam duruyor onune bakip cit cit sesine devam ediyor. adama yaklasinca emin oluyorum. arkadaslar... adam koridorda durmus tirnaklarini kesiyor ve yerde kesilmis tirnaklar var. adam yurumeye basliyor mutfaga giriyor. ben de o sirada keske dehidre kalsaydim da buna sahit olmasaydim diye dusunuyorum. mutfakta bizim disimizda iki kisi daha var. herkes akademi camiasinda yerini bulmus doktor diye hitap ettigimiz insanlar ve bu adamla selamlasiyorlar. adam bir kez daha onune odaklaniyor. ben adamin yanindan gecerken lutfen o sesi duymayayim sacima basima sabah sabah bir seyler sicramasin diyerek evrenle kalben bir iletisim icine giriyorum ve kosar adimlarla suyumu dolduruyorum. suyu doldururken ses bir daha geliyor kulaklarima... cit cit. sabah sabah tadim kaciyor ve adamdan olabildigince uzak olabilmek icin diger kapidan cikiyor, adamla arama duvarlari aliyor ve tirnaklarin uzerime sicrama tehlikesini atlattigima emin olarak uzaklasiyorum.
doktorasini igrenme uzerine yapan ve duzenli olarak kusmuk ve rezalet otesi tuvalet fotograflarina bakan biri olmama ragmen bu tat kaciran olay beynimde yerini ilk siralarda aliyor. bu hikayede bobreklerim kazaniyor, ben ise kaybediyorum.
bir daha o ses.. cit cit.
adam 40larinda bizim kattaki ofislerde akademisiyle makalesiyle ilgilenen bir bilim insani bundan kuskum yok. bir iki adim atiyorum. adam duruyor onune bakip cit cit sesine devam ediyor. adama yaklasinca emin oluyorum. arkadaslar... adam koridorda durmus tirnaklarini kesiyor ve yerde kesilmis tirnaklar var. adam yurumeye basliyor mutfaga giriyor. ben de o sirada keske dehidre kalsaydim da buna sahit olmasaydim diye dusunuyorum. mutfakta bizim disimizda iki kisi daha var. herkes akademi camiasinda yerini bulmus doktor diye hitap ettigimiz insanlar ve bu adamla selamlasiyorlar. adam bir kez daha onune odaklaniyor. ben adamin yanindan gecerken lutfen o sesi duymayayim sacima basima sabah sabah bir seyler sicramasin diyerek evrenle kalben bir iletisim icine giriyorum ve kosar adimlarla suyumu dolduruyorum. suyu doldururken ses bir daha geliyor kulaklarima... cit cit. sabah sabah tadim kaciyor ve adamdan olabildigince uzak olabilmek icin diger kapidan cikiyor, adamla arama duvarlari aliyor ve tirnaklarin uzerime sicrama tehlikesini atlattigima emin olarak uzaklasiyorum.
doktorasini igrenme uzerine yapan ve duzenli olarak kusmuk ve rezalet otesi tuvalet fotograflarina bakan biri olmama ragmen bu tat kaciran olay beynimde yerini ilk siralarda aliyor. bu hikayede bobreklerim kazaniyor, ben ise kaybediyorum.
5 Kasım 2018 Pazartesi
1 değil, 3 değil, 4 değil 5 değil TAM 2 kart...
Bugün önemli bir gün.
Bu önemli bir post..
İlk defa bu post ile blogumuzu interaktif bir hâle getiriyoruz. Evet doğru tahmin ettiniz, sizin sayenizde bunu beraber başaracağız. Biliyorsunuz ki blogumuzu bu günlere tek başımıza getirmedik, sizler gibi binlerce hevesli takipçimiz olmasa belki de ikinci postta bu blogu kapatma kararı alırdık.. Hepinizi çok seviyoruz. İşte bu yüzden bu postu sonuna kadar okuyan takipçilerimize bir sürprizimiz var.
Tebrikler. Post'un sonuna geldiniz, sürprizimizi açıklıyoruz: sizler için buluşup ikimiz de birer tane totalde TAM 2 (iki) adet suluboya kartpostal yaptık ve bir çekilişle bu kartpostalları size atacağız. Yapmanız gerekenler ise çok basit:
1. Şimdiye kadar en sevdiğiniz postmuzu belirtin.
2. Aşağıdaki suluboya çalışmalarından hangisinin hangimize ait olduğunu bu postun altına yorum olarak yazın.
Görüşmek dileğiyle..
Bol şans......
ÖNEMLİ NOT: Kampanyaya dair aklınızda soru işareti kaldıysa bize tebessumsehriuilenstede@gmail.com hesabımızdan ulaşabilirsiniz.
ÖNEMLİ NOT 2: Polen hediyemiz yoktur.
Bu önemli bir post..
İlk defa bu post ile blogumuzu interaktif bir hâle getiriyoruz. Evet doğru tahmin ettiniz, sizin sayenizde bunu beraber başaracağız. Biliyorsunuz ki blogumuzu bu günlere tek başımıza getirmedik, sizler gibi binlerce hevesli takipçimiz olmasa belki de ikinci postta bu blogu kapatma kararı alırdık.. Hepinizi çok seviyoruz. İşte bu yüzden bu postu sonuna kadar okuyan takipçilerimize bir sürprizimiz var.
Tebrikler. Post'un sonuna geldiniz, sürprizimizi açıklıyoruz: sizler için buluşup ikimiz de birer tane totalde TAM 2 (iki) adet suluboya kartpostal yaptık ve bir çekilişle bu kartpostalları size atacağız. Yapmanız gerekenler ise çok basit:
1. Şimdiye kadar en sevdiğiniz postmuzu belirtin.
2. Aşağıdaki suluboya çalışmalarından hangisinin hangimize ait olduğunu bu postun altına yorum olarak yazın.
Görüşmek dileğiyle..
Bol şans......
ÖNEMLİ NOT: Kampanyaya dair aklınızda soru işareti kaldıysa bize tebessumsehriuilenstede@gmail.com hesabımızdan ulaşabilirsiniz.
ÖNEMLİ NOT 2: Polen hediyemiz yoktur.
9 Ekim 2018 Salı
minik fraternity hikayesi
olay 2015 sonbaharında vuku buluyor. tebessüm şehri uilenstede'mizde ilk zamanlarım. elimdeki bavullarla apartman önünde elçin'le karşılaşmamız sonrası elçin'in "cnm şimdi çok acelem var hiç öpmiim" diyerek bisikletine binip gittiği günün üzerinden çok zaman geçmemiş.. ben henüz master programının ve hollanda'nın çömezi olduğum için bu aceleye pek bir anlam veremiyor, hayırlısı diyor ve evi paylaştığım canım arkadaşlarım silverfishlerin yanına gidiyorum.
...
elçin ile birbirimizi daha iyi tanımak için bir akşam buluşma kararı alıyoruz. bira içme hevesi içinde bar arayan taze ve çaresiz uilenstede'liler bilir... amsterdam sınırından çıkıp da amstelveen sınırına girince barlar bir yokluk girdabında kaybolurlar. bu yokluk girdabında yalnızca bir paralel evrenin yansıması olabilecek olan anno1890 vardır. bu paralel evrende ancak ve ancak yaşı 58 üzeri olan beyaz saçlı insan formundaki dünyadışılar ve uzay boşluğunda kaybolup bu bara düşen uilenstede'liler bira içerler.
...
objektif olarak kısa olan ama bisikletle gidildiğinden bana yarım saat gibi gelen yolları aşıyor ve anno1890a varıyoruz. duyan gelmiş bir akşam, ancak bir masa buluyor ve oturuyoruz. yarım saat ya geçiyor ya geçmiyor ilk biralarımızı yarılamamışız, masamıza yakışıklı, uzun boyu bir daç beyi geliyor. bize yaklaşıp diyor ki, "merhaba rahatsız ediyorum ama ben bir okul kulübüne girmeye çalışıyorum, girebilmek için gerekli iddialardan birisi de bugünkü yemeğe "date" getirmekti, ancak benim ve bir arkadaşımızın date'leri bizi ekti, biz de kızsız kaldık.. içkilerinizi yemekleriniz ödeyeceğiz masamıza gelir misiniz? yalnızca bir fotoğraf çekip bu an'ı kanıtlamamız gerekiyor". ben elçin'e bakıyorum, elçin bana bakıyor. ben elçin'e bakıyorum. elçin çocuğa bakıyor, çocuk bana bakıyor, ben çocuğa bakıyorum, elçin bana bakıyor. napalım diye düşünürken tamam demiş bulunuyoruz. masalarına gidiyoruz, masa kalabalık. biralarımızı biraz yudumlayıp konuşmaya tam dahil olamadan fotoğraflarımızı çekiliyoruz. biralarımız bitince de oldu o zaman iyi akşamlar diye kalkıyoruz. çocuklar bize teşekkür ediyor. yok canım estağfurullah dedikten sonra bisikletlerimize binip tebesüüm şehri uilenstede'mize geri dönüyoruz.
...
elçin ile birbirimizi daha iyi tanımak için bir akşam buluşma kararı alıyoruz. bira içme hevesi içinde bar arayan taze ve çaresiz uilenstede'liler bilir... amsterdam sınırından çıkıp da amstelveen sınırına girince barlar bir yokluk girdabında kaybolurlar. bu yokluk girdabında yalnızca bir paralel evrenin yansıması olabilecek olan anno1890 vardır. bu paralel evrende ancak ve ancak yaşı 58 üzeri olan beyaz saçlı insan formundaki dünyadışılar ve uzay boşluğunda kaybolup bu bara düşen uilenstede'liler bira içerler.
...
objektif olarak kısa olan ama bisikletle gidildiğinden bana yarım saat gibi gelen yolları aşıyor ve anno1890a varıyoruz. duyan gelmiş bir akşam, ancak bir masa buluyor ve oturuyoruz. yarım saat ya geçiyor ya geçmiyor ilk biralarımızı yarılamamışız, masamıza yakışıklı, uzun boyu bir daç beyi geliyor. bize yaklaşıp diyor ki, "merhaba rahatsız ediyorum ama ben bir okul kulübüne girmeye çalışıyorum, girebilmek için gerekli iddialardan birisi de bugünkü yemeğe "date" getirmekti, ancak benim ve bir arkadaşımızın date'leri bizi ekti, biz de kızsız kaldık.. içkilerinizi yemekleriniz ödeyeceğiz masamıza gelir misiniz? yalnızca bir fotoğraf çekip bu an'ı kanıtlamamız gerekiyor". ben elçin'e bakıyorum, elçin bana bakıyor. ben elçin'e bakıyorum. elçin çocuğa bakıyor, çocuk bana bakıyor, ben çocuğa bakıyorum, elçin bana bakıyor. napalım diye düşünürken tamam demiş bulunuyoruz. masalarına gidiyoruz, masa kalabalık. biralarımızı biraz yudumlayıp konuşmaya tam dahil olamadan fotoğraflarımızı çekiliyoruz. biralarımız bitince de oldu o zaman iyi akşamlar diye kalkıyoruz. çocuklar bize teşekkür ediyor. yok canım estağfurullah dedikten sonra bisikletlerimize binip tebesüüm şehri uilenstede'mize geri dönüyoruz.
2 Ekim 2018 Salı
1 Ekim 2018 Pazartesi
motivasyon yazisi
Taslaklara bakarken su yazimi gordum:
'bugun mutfağa girdiğimde iki tane küçük gümüşçünün mutfak duvarındaki kıvrak yürüyüşlerini seyrettim. her canlı gibi onlar da ekmeklerinin peşindeydiler.'
Hayatimin gece isik acinca kacisan gumuscunlere bakakaldigim, bu goruntulere artik alistigim icin reaksiyon gostermedigim, sade ama sadece o igrenc evden cikisima tezkere bekler gibi gun saydigim zamanlari geride kalmis.
Insan bazen boyle kotu gunler hic bitmeyecek saniyor.
Ama bitiyor.
Simdi o evde bir baskasi, gumuscunlere ilac islemedigini yeni yeni anliyor ve geceleri gel tezkere gel diyerek kendisini yorganinin altinda karantinaya aliyor.
Gumuscun yatagin icine giremezmis gibi....
Son cumlemi yazarken kafamin kasinmaya baslamasi.. Gumuscunlerim beni andi.
'bugun mutfağa girdiğimde iki tane küçük gümüşçünün mutfak duvarındaki kıvrak yürüyüşlerini seyrettim. her canlı gibi onlar da ekmeklerinin peşindeydiler.'
Hayatimin gece isik acinca kacisan gumuscunlere bakakaldigim, bu goruntulere artik alistigim icin reaksiyon gostermedigim, sade ama sadece o igrenc evden cikisima tezkere bekler gibi gun saydigim zamanlari geride kalmis.
Insan bazen boyle kotu gunler hic bitmeyecek saniyor.
Ama bitiyor.
Simdi o evde bir baskasi, gumuscunlere ilac islemedigini yeni yeni anliyor ve geceleri gel tezkere gel diyerek kendisini yorganinin altinda karantinaya aliyor.
Gumuscun yatagin icine giremezmis gibi....
Son cumlemi yazarken kafamin kasinmaya baslamasi.. Gumuscunlerim beni andi.
Somonlu makarnam geri dondu
Gectigimiz hafta su yazida basimdan gecen elim bir olaydan bahsetmistim. Sonrasinda soyle gelismeler yasandi:
Somonlu makarnam, kayboldugu gunun sonraki sabahinda ciktigi geziden geri donmus, yaninda da hediye olarak cikolata getirmisti. Niye zahmet ettin diye sorarken hemen lafimi kesip, 'aslinda duty free'den icki alcaktim ama euro 7 olmus ve sen de biliyorsun ki ben bir makarnayim ve param yok' dedikten sonra 'ancak oreolu milka'yi ikna edip beraberimde getirebildim' diye eklemisti.
Olayin asli ise soyleydi: birisi yanlislikla yemegimi almis, durumu fark edince yemek kabima bir milka ve not sikistirmisti.
Bu notla birlikte insanliga olan inancim biraz olsun yerine gelmis ve ikea'ya gitmemin gerekmemesi yuregime su serpmisti. Ne yazik ki insanliga olan inancimin yerine gelmesi, benim bu yemegi cope atmama mani olamadi (mesleki deformasyon).
Somonlu makarnam, kayboldugu gunun sonraki sabahinda ciktigi geziden geri donmus, yaninda da hediye olarak cikolata getirmisti. Niye zahmet ettin diye sorarken hemen lafimi kesip, 'aslinda duty free'den icki alcaktim ama euro 7 olmus ve sen de biliyorsun ki ben bir makarnayim ve param yok' dedikten sonra 'ancak oreolu milka'yi ikna edip beraberimde getirebildim' diye eklemisti.
Olayin asli ise soyleydi: birisi yanlislikla yemegimi almis, durumu fark edince yemek kabima bir milka ve not sikistirmisti.
![]() |
| iste o not (temsili degil) |
Bu notla birlikte insanliga olan inancim biraz olsun yerine gelmis ve ikea'ya gitmemin gerekmemesi yuregime su serpmisti. Ne yazik ki insanliga olan inancimin yerine gelmesi, benim bu yemegi cope atmama mani olamadi (mesleki deformasyon).
28 Eylül 2018 Cuma
27 Eylül 2018 Perşembe
akil sir ermez bir kayip
Arkadaslar. Excuse my Turkce karaktersiz klavye.
Cok afedersiniz, su anda ofiste mixed model data analizimin bitmesini bekliyorum. Beklerken de bugun basimdan gecenleri yazayim istedim.
Yakin zamanda ofislerimiz Hollanda'nin cehennemi olan Transitorium'dan bir bina oteye tasindi.
Eskiden 2 departman paylastigimiz kat artik 3-4 departmana ev sahipligi yapiyor.
Degisikliklerden birisi de buyuk bir mutfak alaninin yapilmis olmasi. Bu mutfak alaninda 4 departmana layik gorulen kucuk bir buzdolabi ve bilissel psikoloji departmanin kendi katindan getirdigi ikinci bir minik buzdolabi var.
*Dune flashback*
Dun eve normale gore biraz daha erken gittim. Buzluktan somon cikarip cozulmesini bekledim,
Sonra biraz sevgi ve sarimsak kattigim yeni spesiyalim kremali somonlu dereotlu makarnami hazirladim. Arkadaslar benim yaptigim yemekleri yiyenler bilir, bu konuda alcakgonullu olamayacagim. En kestirme yollarla en guzel yemekleri yapiyorum. Turk mutfagini, olmayan Avrupa mutfagi, ve ogrenciligin fuzyonu ile birlestirdigim niche yemeklerin ascisiyim. Yemegi yaptiktan sonra yedim ve dedim ki bu yemegi yapmaya karar vermek son zamanlarda aldigim en iyi ve en vizyonlu karardi. (Daha once bunu dedigimde 3 yil oncesiydi, Elcinleydik, canimiz gece acikmamizda yalanci manti istemisti. Biz de usenmeden yalanci mantimizi yapmis, bir yandan leziz yemegimizi yiyor, cok vizyonlu bir hareketti diyor ve bir yandan da misojinist Turk filmlerinin ilahi kaybedenler kulubunu izliyorduk). Oyle cok yemisim ki sonrasinda bir saat uyumam gerekti.
*Sabaha flashback*
Sabah gunumun highlightí olacagini bildigim somonlu makarnami kabima koydum. Cantamin en dibine yerlestirip diger esyalarimi da onun uzerine dizip yola koyuldum. Rappin'in Gurbet playlistim esliginde somonlu makarnami yiyecegim dakikalari dusunerek ofise geldim. Makarnami da gelir gelmez buzdolabina koydum ki bozulmasin.
Oglen oldu cok aciktim. Mutfaga gittim.
Buzdolabini actim.
Benim kabim yok.
Kocaman bir kek var ama benim somonum yok.
Gidip geldim belki geri donmustur diye.
Yoktu.
Somonlu makarnami birisi almis.
Ve bir not bile birakmamis.
Olum gibi birsey olmus.
Kimse olmemis sadece benim kruvasan yemem gerekmis.
Cok afedersiniz, su anda ofiste mixed model data analizimin bitmesini bekliyorum. Beklerken de bugun basimdan gecenleri yazayim istedim.
Yakin zamanda ofislerimiz Hollanda'nin cehennemi olan Transitorium'dan bir bina oteye tasindi.
Eskiden 2 departman paylastigimiz kat artik 3-4 departmana ev sahipligi yapiyor.
Degisikliklerden birisi de buyuk bir mutfak alaninin yapilmis olmasi. Bu mutfak alaninda 4 departmana layik gorulen kucuk bir buzdolabi ve bilissel psikoloji departmanin kendi katindan getirdigi ikinci bir minik buzdolabi var.
*Dune flashback*
Dun eve normale gore biraz daha erken gittim. Buzluktan somon cikarip cozulmesini bekledim,
Sonra biraz sevgi ve sarimsak kattigim yeni spesiyalim kremali somonlu dereotlu makarnami hazirladim. Arkadaslar benim yaptigim yemekleri yiyenler bilir, bu konuda alcakgonullu olamayacagim. En kestirme yollarla en guzel yemekleri yapiyorum. Turk mutfagini, olmayan Avrupa mutfagi, ve ogrenciligin fuzyonu ile birlestirdigim niche yemeklerin ascisiyim. Yemegi yaptiktan sonra yedim ve dedim ki bu yemegi yapmaya karar vermek son zamanlarda aldigim en iyi ve en vizyonlu karardi. (Daha once bunu dedigimde 3 yil oncesiydi, Elcinleydik, canimiz gece acikmamizda yalanci manti istemisti. Biz de usenmeden yalanci mantimizi yapmis, bir yandan leziz yemegimizi yiyor, cok vizyonlu bir hareketti diyor ve bir yandan da misojinist Turk filmlerinin ilahi kaybedenler kulubunu izliyorduk). Oyle cok yemisim ki sonrasinda bir saat uyumam gerekti.
*Sabaha flashback*
Sabah gunumun highlightí olacagini bildigim somonlu makarnami kabima koydum. Cantamin en dibine yerlestirip diger esyalarimi da onun uzerine dizip yola koyuldum. Rappin'in Gurbet playlistim esliginde somonlu makarnami yiyecegim dakikalari dusunerek ofise geldim. Makarnami da gelir gelmez buzdolabina koydum ki bozulmasin.
Oglen oldu cok aciktim. Mutfaga gittim.
Buzdolabini actim.
Benim kabim yok.
Kocaman bir kek var ama benim somonum yok.
Gidip geldim belki geri donmustur diye.
Yoktu.
Somonlu makarnami birisi almis.
Ve bir not bile birakmamis.
Olum gibi birsey olmus.
Kimse olmemis sadece benim kruvasan yemem gerekmis.
24 Temmuz 2018 Salı
Hikayenin kisa versiyonu: düstüm ve kolumu kirdim
Fakat hikayenin uzun versiyonunu merak ediyorsanız okumaya devam edin.
Tebessum sehri Eindovenda yagmurun azalmasi ve havalarin isinmasiyla kaykaycilara gun dogdu. Bisiklet yolundaki her bes kisiden birinde longboard, su gibi gidiyorlar. BEN DE HEMEN ETKILENMISIM cok afedersiniz. Kullanma amacim ise cok basit, A noktasindan B noktasina gitmek. Ultimate goal um ise okula longboard ile gidebilmek.
| hikayenin bas rol oyuncusu |
Neyse, 2. el, bebek gibi bir longboard buluyorum. Once kendi kendime, evimin etrafinda, trafige cikmadan pratige basliyorum. Birkac denemeden sonra dengede durmayi ve board un ustundeyken yon verebilmeyi ogreniyorum. Birkac hafta geciyor. Diyorum ki artik daha uzun mesafeleri denemenin vakti geldi. Hafta boyunca cumartesi gunku bu challenge im aklimda, hafta sonunu bekliyorum.
Cumartesi gunu planim belli. Philips Jongen parkina longboardumla gidip, orda kendi kendime minik bir piknik yapacagim. Kahvaltidan sonra piknik cantami hazirliyorum; bluetooth speaker, yarim sise beyaz sarap, cherry domates ve bir paket havucu sirt cantama atip kaykayim koltugumun altinda disari cikiyorum.
Evimin onundeki yolda trafik cok oldugu icin yol bitene kadar kaldirimda kaymaya karar veriyorum. Kaymaya basladiktan LITERALLY iki dakika sonra dengemi kaybediyorum, longboard ayaklarimin altindan suzulup gidiyor. Ben sirt ustu dusuyorum. Tum yuku cefakar sol dirsegim yukleniyor.
Minnak planlarim, daha evim gorus mesafemden cikmadan bitiyor.
![]() |
| BEFORE |
| AFTER |
Hikayenin devaminda ise bir suru cold press, bolca PARACETAMOL ve bir adet askida sol kol kaliyor.
21 Temmuz 2018 Cumartesi
Gecenlerde bir takim unfortunate olaylar silsilesi sonucu iptal olan planlara alternatif ararken kendimizi Belcikanin guneyinde, bir muzik festivalinin camping alaninda, cadirimizda sisme yataklarimizi sisirirken buluyoruz.
Festivalin ikinci gunu en buyuk sahneye Omar Sulayman cikiyor. Sahnenin en onunde bekliyoruz. Bizimle beraber en onde bekleyen insanlara bakiyorum, hepsinin kafalarinda kefiye, bir grup Omar Sulayman groupie si Flemish cocuklar. Komik bir goruntu.
Konser bitiyor, dans etmekten dilim damagima yapismis, gidiyorum bir bira aliyorum. Sanki az once olanlar hic yasanmamis gibi baska sahneye gidip chill house esliginde dansima kaldigim yerden devam ediyorum.
Festivalin ikinci gunu en buyuk sahneye Omar Sulayman cikiyor. Sahnenin en onunde bekliyoruz. Bizimle beraber en onde bekleyen insanlara bakiyorum, hepsinin kafalarinda kefiye, bir grup Omar Sulayman groupie si Flemish cocuklar. Komik bir goruntu.
| Omar Sulayman alkis tutarak seyirciyi costururken. |
Sahne doluyor. Önde Sulayman, arkasinda piyanist sentor ekürisi ile beraber cikiyorlar. Bir gun once teknoya doymus bünyem muzigi duymamla beraber cosuyor. Omuzlarimi durduramiyorum efenim, oynuyorlar. Bir iki track sonra Omar Sulayman remixli halay ezgilerine basliyor. Artik tutamiyorum kendimi. Bakiyorum sagima, halayda rabbitdance yapmaya calisan bir Flemish. -Bak diyorum, bunda oyle dans edilmez. Atiyorum kolumu omzuna, onunkini de benim omzuma. O arada cok hizli bir halay workshop u veriyorum. - One, two,three left foot, one, two three, right foot. Cocuk hemen kapiyor. Ritmi yakaliyoruz, bunu goren birkac Flemish daha katiliyor. Ben halay basi pozisyounda, sahnenin en onunde sarki bitene kadar halay cekiyoruz.
Konser bitiyor, dans etmekten dilim damagima yapismis, gidiyorum bir bira aliyorum. Sanki az once olanlar hic yasanmamis gibi baska sahneye gidip chill house esliginde dansima kaldigim yerden devam ediyorum.
4 Temmuz 2018 Çarşamba
ERASMUSLU ORTAMLARA LETS GO!
Bakin saat daha 8 olmamis, telefonumda okudugum ilk mesaj 'pavyonlu sarkinin klip onerisi'. Gune daha guzel bir baslangic olamazdi. Ve evet, tabiig ki kahvaltimi The Almanci playlist i esliginde yaptim.
19 Haziran 2018 Salı
12 Haziran 2018 Salı
Finlandiyanin kuzeyindeki Oulu sehrinin deniz kenarindaki Nallikari camping alanindan 50 PhD kampuse gitmek icin her sabah servis bekliyoruz. En son servisle okula gitme anim Keciorende liseye giderken oldugu icin tatsiz flashbackler yasiyorum. Neyse. Otobusu surmeden once servis soforu her sabah mikrofon elinde koridora kadar geliyor ve onumuzdeki 10 dakikalik yolculuk icin kritik bilgiler veriyor; once adini ve soyadini soyleyip kendini tanitiyor, sonra yolculugumuzun yaklasik olarak 10 dakika surecegini soyluyor ve hepimizden emniyet kemerlerimizi baglamamizi istiyor. Ve bir hafta boyunca bu rituel boyle devam ediyor.
Bense sonlara dogru artik icimden soyle diyorum; Cagla bagimsizdayim gel artik.
Alakasiz bir side note: Gecenlerde bir konferansta sunum yapacagim. Bildiginiz gibi benim doktora projemin konusu wearables. MEGER BEN BIR YILDIR BU KELIMEYI YANLIS TELAFFUZ EDIYORMUSUM. Sunumu yapmadan once cok sevgili supervisorumla kahve icip muhabbet ederken alakasiz bir BY THE WAY girisi yapip bu konuya parmak basti. 'DO NOT TAKE IT WRONG BUT..' diye girince ben dedim aha ne geliyo bu sefer. 'viirible degil veareble olacak o' dedi. Bir yildir viirible dedigim her cumle meger akortsuz keman sesi etkisi yaratiyormus haberim yok.
Bense sonlara dogru artik icimden soyle diyorum; Cagla bagimsizdayim gel artik.
![]() |
| Kalabalik bir Oulu aksami. |
Alakasiz bir side note: Gecenlerde bir konferansta sunum yapacagim. Bildiginiz gibi benim doktora projemin konusu wearables. MEGER BEN BIR YILDIR BU KELIMEYI YANLIS TELAFFUZ EDIYORMUSUM. Sunumu yapmadan once cok sevgili supervisorumla kahve icip muhabbet ederken alakasiz bir BY THE WAY girisi yapip bu konuya parmak basti. 'DO NOT TAKE IT WRONG BUT..' diye girince ben dedim aha ne geliyo bu sefer. 'viirible degil veareble olacak o' dedi. Bir yildir viirible dedigim her cumle meger akortsuz keman sesi etkisi yaratiyormus haberim yok.
30 Mayıs 2018 Çarşamba
Goosebumps Walkaway
Kucuk kiz annesine sormus: 'Bana uc kelimelik bir korku hikayesi anlatir misin?'
Annesi hemen cevap vermis: 'AFFECT MISATTRIBUTION PARADIGM'
Yazarken bile tuylerim diken diken oldu.
Bu flashback experience icin Caglacigima opucukler.
Annesi hemen cevap vermis: 'AFFECT MISATTRIBUTION PARADIGM'
Yazarken bile tuylerim diken diken oldu.
Bu flashback experience icin Caglacigima opucukler.
9 Mayıs 2018 Çarşamba
bir telefon görüşmesi
hikaye king's day ile başlıyor. king's day'i belki bilirsiniz. hollanda'da 27 nisan dolaylarında kralın doğumgününü kutlama bahanesiyle herkesin sokaklarda içip sıçıp kanallarda bot turuna çıktığı bir tatil günü. amsterdam'ın batısında yaşıyorsanız bu özel günde sokakta mangalda köfte ekmek satın alabilirsiniz.
hikayeye dönelim.
sık sık konuştuğum yabancı bir arkadaşım king's day'de arkadaşının botuyla şöyle bir gezmeye çıkıyor, gaza geliyor, ve bana gelip diyor ki ben de bot istiyorum (burada bir parantez açıp bu botun ayakkabı olan bot olmadığının altını çizmek isterim zira bu hikayeyi kime anlatsam ayakkabı sandılar ve bir şey demediler). ben de belirli konularda sürekli gaza gelip sonra harekete geçmediğim için arkadaşımı da kendim gibi biliyor ve evet güzel olur falan diye geçiştiriyorum.
aradan bir hafta geçiyor, ben ofiste projelerimle boğuşurken arkadaşım yazıyor. ikinci el satılık bot ilanı gördüm ama satan adam türk, ben konuşurum ama belki seni ararım adamla sen türkçe konuşursun olur mu diye bana soruyor. olur diyorum. sonuçta botlar ve tekneler hakkında bir bilgiye sahip olmasam da arkadaşlık zor zamanlarda destek olmayı gerektirir ve bu durum yardımımı gerektiren bir duruma benziyor. bir saate ararım diyor ve arıyor. tekneyle alakalı bir kaç sorusunu bana söylüyor, ben daha bu soruların üzerinden geçemeden arkadaşım telefonu bir anda adama veriyor.
arkadaşlar ben 3 yıldır türkçe'ye sadece türkçe rap üzerinden maruz kalıyorum ve gelenekselleşmiş türk konuşmalarından oldukça uzağım. konuya nasıl gireceğimi bilemediğimden ötürü adama merhaba nasılsınız arkadaşım botunuzla ilgileniyormuş falan diyorum. adam başlıyor neden sattığını anlatmaya. kolunu kırdığından, bir daha tekneyi kullanamayacağından, bir sonraki ameliyat tarihine kadar detaylar verdikten sonra nereli olduğumu soruyor ve ankaralı olduğumu öğrenince farabi falan çok güzeldir oralar ben de ankaralıyım diyor. ben bu süreçte bütün focus'umu yitiriyorum. hemşehri muhabbetlerinin nasıl kapatıldığını ve nasıl sürdürüldüğünü belleğimden tamamen çıkarmışım. sonra adam yine tekne konusuna dönüp; tekne biraz kirli tabi aylardır kullanılmadı temizlenmesi lazım, artık sen de yardım edersin diyor. adamın monoloğunu bozmamak adına hı hı evet tabi ederim deyip adamın cinsiyetçiliğini pekiştiriyorum. ben sormam gerekenleri soramadan adam oldu biz her şeyi hallettik ben şimdi belgeleri alıp geleceğim sonra fotoğraf çekileceğiz hatta şimdi daç söyleyeyim arkadaşların da anlasın diyip telefonda daça dönüyor ve gereken belgeleri sayıyor. ben A1 seviye daçımla tabi ki adamı anlamıyorum ama adama da söyleyemiyorum. bu sırada süpervizörüm yemeğe inmiş, beni görüp selam veriyor. ben bir anda out of body experience ile ne yaptığımı ve nerede olduğumu sorgulamaya başlıyorum.
adam gerekli belgeleri saydıktan hemen sonra telefonu geri arkadaşıma veriyor. ben fonksiyonsuzluğumla üzgün bir şekilde "dediklerini soramadım ama.. bir anda şey oldu" diyorum. tamam çok sağol biz şimdi alcaz bunu botum olcak falan diyip kapatıyor.
ben geri yukarı çıkıyorum, neler yaşandığını algılayamadan projelerime dönüyorum.
telefon görüşmesi sırasında ben
hikayeye dönelim.
sık sık konuştuğum yabancı bir arkadaşım king's day'de arkadaşının botuyla şöyle bir gezmeye çıkıyor, gaza geliyor, ve bana gelip diyor ki ben de bot istiyorum (burada bir parantez açıp bu botun ayakkabı olan bot olmadığının altını çizmek isterim zira bu hikayeyi kime anlatsam ayakkabı sandılar ve bir şey demediler). ben de belirli konularda sürekli gaza gelip sonra harekete geçmediğim için arkadaşımı da kendim gibi biliyor ve evet güzel olur falan diye geçiştiriyorum.
aradan bir hafta geçiyor, ben ofiste projelerimle boğuşurken arkadaşım yazıyor. ikinci el satılık bot ilanı gördüm ama satan adam türk, ben konuşurum ama belki seni ararım adamla sen türkçe konuşursun olur mu diye bana soruyor. olur diyorum. sonuçta botlar ve tekneler hakkında bir bilgiye sahip olmasam da arkadaşlık zor zamanlarda destek olmayı gerektirir ve bu durum yardımımı gerektiren bir duruma benziyor. bir saate ararım diyor ve arıyor. tekneyle alakalı bir kaç sorusunu bana söylüyor, ben daha bu soruların üzerinden geçemeden arkadaşım telefonu bir anda adama veriyor.
arkadaşlar ben 3 yıldır türkçe'ye sadece türkçe rap üzerinden maruz kalıyorum ve gelenekselleşmiş türk konuşmalarından oldukça uzağım. konuya nasıl gireceğimi bilemediğimden ötürü adama merhaba nasılsınız arkadaşım botunuzla ilgileniyormuş falan diyorum. adam başlıyor neden sattığını anlatmaya. kolunu kırdığından, bir daha tekneyi kullanamayacağından, bir sonraki ameliyat tarihine kadar detaylar verdikten sonra nereli olduğumu soruyor ve ankaralı olduğumu öğrenince farabi falan çok güzeldir oralar ben de ankaralıyım diyor. ben bu süreçte bütün focus'umu yitiriyorum. hemşehri muhabbetlerinin nasıl kapatıldığını ve nasıl sürdürüldüğünü belleğimden tamamen çıkarmışım. sonra adam yine tekne konusuna dönüp; tekne biraz kirli tabi aylardır kullanılmadı temizlenmesi lazım, artık sen de yardım edersin diyor. adamın monoloğunu bozmamak adına hı hı evet tabi ederim deyip adamın cinsiyetçiliğini pekiştiriyorum. ben sormam gerekenleri soramadan adam oldu biz her şeyi hallettik ben şimdi belgeleri alıp geleceğim sonra fotoğraf çekileceğiz hatta şimdi daç söyleyeyim arkadaşların da anlasın diyip telefonda daça dönüyor ve gereken belgeleri sayıyor. ben A1 seviye daçımla tabi ki adamı anlamıyorum ama adama da söyleyemiyorum. bu sırada süpervizörüm yemeğe inmiş, beni görüp selam veriyor. ben bir anda out of body experience ile ne yaptığımı ve nerede olduğumu sorgulamaya başlıyorum.
adam gerekli belgeleri saydıktan hemen sonra telefonu geri arkadaşıma veriyor. ben fonksiyonsuzluğumla üzgün bir şekilde "dediklerini soramadım ama.. bir anda şey oldu" diyorum. tamam çok sağol biz şimdi alcaz bunu botum olcak falan diyip kapatıyor.
ben geri yukarı çıkıyorum, neler yaşandığını algılayamadan projelerime dönüyorum.
telefon görüşmesi sırasında ben
5 Mayıs 2018 Cumartesi
tek kişilik çıplaklar kampı
havaların 20 dereceyi aşmasıyla piknik planları belirmeye başlıyor.
türkiye backgroundlu insanlar olarak biz de çantamızda baget ekmek ve köftelerle sloterpark'ta mangal yakacak bir yer arıyoruz ki bu sırada selvi boylu sarışın ve karizmatik gözlükleriyle bir dutch beyi karşıdan bizi görüp usulca yanımıza yanaşıyor. beach nerede biliyor musunuz diyor. biz de beach'in yanından yeni geçmişiz (arkadaşlar amsterdam'da ne beach'i allahaşkına, gölün yanına 30 kilo kumu yığmışlar, çocuklar gölde çimiyor. minik bir halk plajı edası). biz beach'in ne tarafta olduğunu tarif ediyoruz ve çocuk kalabalık olup olmadığını soruyor. akademik insanlar olarak 1-10 Likert scale üzerinde 6 kalabalıklığında olduğunu söylüyoruz. daha sonrasında biz merak etmememize rağmen çocuk neden plajın kalabalık olup olmadığını sorduğunu söylyor. bir challenge yapacağım da doğada çıplak bir fotoğraf çekmem gerekiyor, hatta siz challenge ederseniz 100 euro bonus alacağım diyor. biz de adeta biri bizden çakmak istemişçesine sloterparkta çocuğa soyunabileceği uygun bir lokasyon aramaya başlıyoruz. çocuk da arada durup, "ŞİMDİ İKİ GÜZEL KIZ DA CHALLENGE EDİNCE GERÇEKTEN YAPACAKMIŞIM GİBİ GELİYOR......." diyor. ve akabinde challenge hakkında detaylar veriyor, "5 arkadaş kavanoza 20şer euro attık, kazanan alacak" diyor. sonrasında elçin fotoğrafı nasıl çekeceksin diye sorunca çocuk bunu hiç düşünmemiştim falan gibi cevaplar verirken arkadan bir motor geliyor. bizim piknikçi arkadaşlar beliriyor, çocuğu arkadaşımız sanıp tanışmadığımız çocukla tanışıyorlar ve piknik lokasyonu belirlemek üzerine muhhabet açıyorlar. çocuk grubun kalabalıklaşmasıyla intimidate oluyor ve erkek ratiosu artınca soyunma planı suya düşüyor ve çocuk yüzünde buruk bir gülümsemeyle yanımızdan ayrılıyor.
aradan geçen 7 saat sonra hikayedeki boşluklar beliriyor.
challenge'ı herkes yaparsa parayı nasıl bölecekler?
bizim challenge etmemiz karşısında 100 euro alacaksa, bunu nasıl ispatlayacaktı?
ve kafalarda tek bir soru, çocuk yanımızdan ayrıldıktan sonra ay gibi parlak götünü doğaya döndü mü? ve orada olsaydık, bu ana tanıklık edebilecek miydik? ya da daha kötüsü gaza gelip challenge'a ortak olup biz de soyunacak mıydık?
türkiye backgroundlu insanlar olarak biz de çantamızda baget ekmek ve köftelerle sloterpark'ta mangal yakacak bir yer arıyoruz ki bu sırada selvi boylu sarışın ve karizmatik gözlükleriyle bir dutch beyi karşıdan bizi görüp usulca yanımıza yanaşıyor. beach nerede biliyor musunuz diyor. biz de beach'in yanından yeni geçmişiz (arkadaşlar amsterdam'da ne beach'i allahaşkına, gölün yanına 30 kilo kumu yığmışlar, çocuklar gölde çimiyor. minik bir halk plajı edası). biz beach'in ne tarafta olduğunu tarif ediyoruz ve çocuk kalabalık olup olmadığını soruyor. akademik insanlar olarak 1-10 Likert scale üzerinde 6 kalabalıklığında olduğunu söylüyoruz. daha sonrasında biz merak etmememize rağmen çocuk neden plajın kalabalık olup olmadığını sorduğunu söylyor. bir challenge yapacağım da doğada çıplak bir fotoğraf çekmem gerekiyor, hatta siz challenge ederseniz 100 euro bonus alacağım diyor. biz de adeta biri bizden çakmak istemişçesine sloterparkta çocuğa soyunabileceği uygun bir lokasyon aramaya başlıyoruz. çocuk da arada durup, "ŞİMDİ İKİ GÜZEL KIZ DA CHALLENGE EDİNCE GERÇEKTEN YAPACAKMIŞIM GİBİ GELİYOR......." diyor. ve akabinde challenge hakkında detaylar veriyor, "5 arkadaş kavanoza 20şer euro attık, kazanan alacak" diyor. sonrasında elçin fotoğrafı nasıl çekeceksin diye sorunca çocuk bunu hiç düşünmemiştim falan gibi cevaplar verirken arkadan bir motor geliyor. bizim piknikçi arkadaşlar beliriyor, çocuğu arkadaşımız sanıp tanışmadığımız çocukla tanışıyorlar ve piknik lokasyonu belirlemek üzerine muhhabet açıyorlar. çocuk grubun kalabalıklaşmasıyla intimidate oluyor ve erkek ratiosu artınca soyunma planı suya düşüyor ve çocuk yüzünde buruk bir gülümsemeyle yanımızdan ayrılıyor.
aradan geçen 7 saat sonra hikayedeki boşluklar beliriyor.
challenge'ı herkes yaparsa parayı nasıl bölecekler?
bizim challenge etmemiz karşısında 100 euro alacaksa, bunu nasıl ispatlayacaktı?
ve kafalarda tek bir soru, çocuk yanımızdan ayrıldıktan sonra ay gibi parlak götünü doğaya döndü mü? ve orada olsaydık, bu ana tanıklık edebilecek miydik? ya da daha kötüsü gaza gelip challenge'a ortak olup biz de soyunacak mıydık?
7 Nisan 2018 Cumartesi
Tutorial 1: How to use "KINA GECESI" to create a fully immersive virtual reality?
Oncelikle sunu soyleleyim, eger liseyi aciktan okusaydim bana tek kaybi Gulsahi tanimamak olacak bir lise hayatim oldu. Liseden sonra gorustugum insanlarin sayisi da bir iki kisiyi gecmez. Herneyse, liseden tanidigim bu insanlardan birisi de x kisisi, anonymity sini korumak adina kizin ismine elma diyelim. Liseden sonra bir kere filan gormusumdur. Onun disinda ne facebooktan ne instagramdan takiplesiyoruz, galiba kizin hesabi da yok emin degilim. Ama demek istedigim sosyal medyadan da hicbir etkilesimimiz yok. Birbirimizin hayatina dair bir sey bilmiyoruz ve merak da etmiyoruz.
Gecenlerde telefonuma bir mesaj geliyor 3 ‘m’ li canimmmm la basliyor mesaj. Fotografindan kizin elma oldugu belli ve ben sesli bir sekilde diyorum ki WTF. Neyse iste bana yenge muhabbeti yapiyor ‘ay vallahi buralarda yasanmaz artik, sen gittin kendini kurtardin’ li. Ben de bir klasik olarak ‘ben de Amsterdama gelicem de gezmeye, kalicak yerler cok pahali, bi de sana sorayim dedim’ girisi bekliyorum. Fakat kiz plot twist yapip beni KINASINA CAGIRIYOR. Kendimi adeta ortam kalabalik gorunsun diye davet edilmis bir figuran gibi hissediyorum. O tarihlerde Ankara’da olmayacagimi soyleyip elmayi tebrik ediyorum. Fakat galiba pembe kalpler ve dans eden kadinlar emojileri gondermemi bekleyip literally 10 yildir gorusmedigim birinin mutlulugunu ‘qiziiimmm cok mutlu olduuumm’ diyerek paylasmadigim icin benim ona trip attigimi dusunuyor ve asagidaki diyalog yasaniyor:
Mesaji okuyorum, bir kez daha WTF diyip konusmayi usulca arsive kaldiriyorum. Biramdan bir yudum daha alip masadaki muhabbete kaldigim yerden devam ediyorum.
2 Şubat 2018 Cuma
1 Şubat 2018 Perşembe
Bir ara Turk toplumunda terligin onemi ve terlik uzerinden sosyakulturel tespitler yaptigim bir yazi yazicam. Bunu da hatirlatma olarak buraya koyuyorum.
23 Ocak 2018 Salı
oylesine climax'siz bir gün.
Uc ay oncesinden planlanan "spontane" ve potluck PhD yemegine hazirlaniyorum gecen. Bu sefer yemek yapmaya üsenip kruisstraattan gecerken antep tatlisina ugrayip yarim kilo SÖBIYET aliyorum cok afedersiniz. Cantamda bir kutu söbiyet, arkadasin evine dogru bisikletimi surerken arka arkaya gruptaki favori arkadaslarimin yemege katilamayacaklarini ogreniyorum. Daha önümde 25 dakikalik bir yol ve geriye kalan asiri northern european profili düsününce ben de yolun ortasinda vazgecip eve geri dönüyorum. Aciyorum "New Girl"u, kucagimda yarim kilo söbiyet, new girl izliyorum.
![]() |
| Kruisstraat i bilmeyenler icin; burasi krismis isiklarinin bile döner seklinde oldugu bir cadde. |
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









