hikaye king's day ile başlıyor. king's day'i belki bilirsiniz. hollanda'da 27 nisan dolaylarında kralın doğumgününü kutlama bahanesiyle herkesin sokaklarda içip sıçıp kanallarda bot turuna çıktığı bir tatil günü. amsterdam'ın batısında yaşıyorsanız bu özel günde sokakta mangalda köfte ekmek satın alabilirsiniz.
hikayeye dönelim.
sık sık konuştuğum yabancı bir arkadaşım king's day'de arkadaşının botuyla şöyle bir gezmeye çıkıyor, gaza geliyor, ve bana gelip diyor ki ben de bot istiyorum (burada bir parantez açıp bu botun ayakkabı olan bot olmadığının altını çizmek isterim zira bu hikayeyi kime anlatsam ayakkabı sandılar ve bir şey demediler). ben de belirli konularda sürekli gaza gelip sonra harekete geçmediğim için arkadaşımı da kendim gibi biliyor ve evet güzel olur falan diye geçiştiriyorum.
aradan bir hafta geçiyor, ben ofiste projelerimle boğuşurken arkadaşım yazıyor. ikinci el satılık bot ilanı gördüm ama satan adam türk, ben konuşurum ama belki seni ararım adamla sen türkçe konuşursun olur mu diye bana soruyor. olur diyorum. sonuçta botlar ve tekneler hakkında bir bilgiye sahip olmasam da arkadaşlık zor zamanlarda destek olmayı gerektirir ve bu durum yardımımı gerektiren bir duruma benziyor. bir saate ararım diyor ve arıyor. tekneyle alakalı bir kaç sorusunu bana söylüyor, ben daha bu soruların üzerinden geçemeden arkadaşım telefonu bir anda adama veriyor.
arkadaşlar ben 3 yıldır türkçe'ye sadece türkçe rap üzerinden maruz kalıyorum ve gelenekselleşmiş türk konuşmalarından oldukça uzağım. konuya nasıl gireceğimi bilemediğimden ötürü adama merhaba nasılsınız arkadaşım botunuzla ilgileniyormuş falan diyorum. adam başlıyor neden sattığını anlatmaya. kolunu kırdığından, bir daha tekneyi kullanamayacağından, bir sonraki ameliyat tarihine kadar detaylar verdikten sonra nereli olduğumu soruyor ve ankaralı olduğumu öğrenince farabi falan çok güzeldir oralar ben de ankaralıyım diyor. ben bu süreçte bütün focus'umu yitiriyorum. hemşehri muhabbetlerinin nasıl kapatıldığını ve nasıl sürdürüldüğünü belleğimden tamamen çıkarmışım. sonra adam yine tekne konusuna dönüp; tekne biraz kirli tabi aylardır kullanılmadı temizlenmesi lazım, artık sen de yardım edersin diyor. adamın monoloğunu bozmamak adına hı hı evet tabi ederim deyip adamın cinsiyetçiliğini pekiştiriyorum. ben sormam gerekenleri soramadan adam oldu biz her şeyi hallettik ben şimdi belgeleri alıp geleceğim sonra fotoğraf çekileceğiz hatta şimdi daç söyleyeyim arkadaşların da anlasın diyip telefonda daça dönüyor ve gereken belgeleri sayıyor. ben A1 seviye daçımla tabi ki adamı anlamıyorum ama adama da söyleyemiyorum. bu sırada süpervizörüm yemeğe inmiş, beni görüp selam veriyor. ben bir anda out of body experience ile ne yaptığımı ve nerede olduğumu sorgulamaya başlıyorum.
adam gerekli belgeleri saydıktan hemen sonra telefonu geri arkadaşıma veriyor. ben fonksiyonsuzluğumla üzgün bir şekilde "dediklerini soramadım ama.. bir anda şey oldu" diyorum. tamam çok sağol biz şimdi alcaz bunu botum olcak falan diyip kapatıyor.
ben geri yukarı çıkıyorum, neler yaşandığını algılayamadan projelerime dönüyorum.
telefon görüşmesi sırasında ben
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder