14 Aralık 2017 Perşembe

MALA GELECEGINE MALA GELDI!

Size sonu cok acikli biten bir ask hikayesi anlatmak istiyorum.

Amsterdamda yasadigim zamanlarda sokakta bir bisiklet goruyorum. Markasi veloretti. Ilk goruste aska o an inaniyorum. Aman allahim o nasil bir tasarim, o nasil bir bisiklet. Benim olacaksin diyorum icimden, binicem ustune, vurucam kirbaci. Fakat issizim o ara, babamin "Ihtiyac, karsiliginda haz ve mutluluk, karsilanmadiginda ise aci ve istirap veren seye denir" tanimini kendime hatirlatip o an oyle bir bisiklete ihtiyacim olmadigini kendime inandiriyorum.

Aradan birkac ay geciyor. Tebessum sehri Eindhovenda doktoraya kabul ediliyorum. Haberi alir almaz Eindhoven'da ev bakmak yerine aciyorum veloretti nin sayfasini, alacagim bisikletin rengine karar veriyorum. Desert moss, evet iste bu diyorum. Herseyiyle duygusal bir bag kurabilecegim bir bisiklet. Cunku bilirsiniz bisiklette duygusal bag onemlidir.

Eindhoven a tasindiktan birkac ay sonra siparisimi veriyorum. "Kargon yola cikti" mailini aldigimda onu evde sicacik karsilayabileyim diye aninda ofisten ayriliyorum. Paketten cikan eksik parcalara ve yanlis boyu gondermelerine ragmen hevesimden hicbirsey kaybetmiyorum. En sonunda hersey halloldugunda apartmanimdan disari cikartiyorum ilk kez velorettimi. Krem rengi tekerleri sokagimin tozuyla camuruyla bulusuyor.


Velorettim gercek hayatla tanismadan hemen once, evimin onunde bana poz veriyor.
Ben dunyanin en mutlu insani, duz yolda bes dakikada bir vites degistirerek suruyorum bisikletimi, yeni ne varsa kesfedeyim alisayim istiyorum.

Artik arkadaslarim bana ruzgar elcin demeye basliyor. Toplu bisiklet yolculuklarinda en arkada kalan ben, artik grubun en onunde lider pozisyonuna yukseliyorum. Meger diyorum icimden, ben yavas degilmisim bisikletim kotuymus onceden. Bir ay boyunca ayrilmaz bir ikili oluyoruz. Disarda park etmek zorunda oldugum zamanlarda uzuluyorum yagan yagmurla usuyor diye.

Yine cok yagmurlu bir Eindhoven aksaminda arkadaslarimla bulusuyoruz sehir merkezinde. Yagmur abartili bir sekilde yagarken icimdeki 5 kat kiyafeti islatarak ic camasirlarima kadar ulasiyor o gun, burnumun ucundan sular damlaya damlaya velorettime park yeri ariyorum. Daha fazla disarda durmak istemedigimden bisikletimi zincirleyecek bir yer bulamayip, kendi kendine zincirliyorum. Gece bardan ciktigimda korktugum basima geliyor, BISIKLETIMI PARK ETTIGIM YERDE BULAMIYORUM. Iste o anda uc asamali yas tutme surecinin ilkine basliyorum, inkar...

Ondan geriye sadece fotograflar kaliyor. Sanki hayatima hic girmemis gibi, sanki o guzel yolculuklari beraber yapmamisiz gibi, onu oylece unutmami istiyor. Velorettim icin alacagim vazoyu hatirliyorum, bisiklete takabilecegin, icine yalnizca bir dal cicek sigabilen bir vazo bulmustum. Hergun icindeki cicegi degistirip sonra gune baslayacagim zamanlari hayal ediyordum. Hayallerim, hayal olmaktan oteye gidemiyor.

Tum bunlari yasarken kafamin icinde donup dolasan cumle ise hep ayni oluyor:

BOK KAFALI EINDHOVEN HIRSIZLARI NE ISTEDINIZ VELORETTIMDEN! 














6 Aralık 2017 Çarşamba

bir gurbet etkisi olarak türkçe rap.

2017'de en çok dinlediğim sanatçılar arasında ezhel üçüncü sırada çıktı.

23 Kasım 2017 Perşembe

masal saati: gaza gelip vücut zorlarsanız jelibona dönüşürsünüz

yaşadığım travmatik olayın vahametini aktarabilmek adına öncelikle biraz departmandan bahsetmeliyim. doktoramın ikinci ayında insanlar tatillerinden dönmeye başlayınca, aralarında bir spor muhabbeti başladı. işte efendim şu kadar yolu şu kadar zamanda koşuyorumlar, artık beraber koşarızlar, sonra öğrendim ki bu koşular maratona kadar uzanıyormuş. ben böyle ağzım açık dinliyorum. çünkü kendim okuldaki işlerim bitince ancak eve geliyor, bir bölüm dizi izliyor, odayı topluyor, ve en temel ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum.

sonra bir gün dediler biz her hafta bir grup squash oynamaya gidiyoruz katılmak ister misin çağla.  
dedim bilmem ki ben hiç oynamadım :') aa gel çok zevkli alışıyorsun biz sana öğretirizlerle ben tabi gaza geldim, dedim "müthiş ya kesin geliyorum". bakınız bu,  hayatında sporun peak yaptığı tek dönem ilkokul dört ve ortaokul bir arasındaki üç sene olan bir insan için fazlasıyla cüretkar bir cevap. altını çizmek isterim ki hayatta en keyif aldığım spor aslında bir spor olmayan ve en son ilkokul beşte oynadığım yakan top.

amsterdam'da spora başladığım gün, benim için sporun bittiği günle aynı oldu.

atladık bisikletlere, gittik, giyinip, salona çıktık. salona çıkar çıkmaz bir anda ghost of çağla's past'a büründüm. ilkokul 5'e geri dönmüşüm sanki yakan top'ta takım arkadaşım yanmış böyle hırs yapmışım. alakalı oyunlar değil ama hissiyat böyle. aşırı bir gazla oynuyorum her topa koşuyorum falan. arada raketi tutturamıyorum ama inanmışım. bir hamlemde topu kurtarayım derken yere fazla yaklaştım. elimde raketle biraz yuvarlandım. o sırada oynadığım arkadaşım diyor ki bilerek yaptın di mi. ben diyorum hı hı bilerek :')
içimden de kendime bu kadar abartmak senin neyine sen iki kez kolunu kırmış bir insansın, yediğin o yüreği yavaşça geri çıkar şeklinde tavsiyeler veriyorum. bir yandan da bu hareketimle sağ dizimi perte çıkararak yaşlı bir patates olduğumun sinyallerini kendime veriyor ama etrafıma kat-i suretle çaktırmıyorum. of abi ne inandım ama ha çok keyifliydi :'D  diyorum.

sonrasında evlere dağılıyoruz. odama adım atışımla,  kıpırdayamadığımı farketmem bir oluyor. kaslarım kas değil sadece haribo jelibonların bir araya gelerek oluşturduğu bir sığır jelatini dizisi. aradan bir hafta geçiyor. ağrılarım geçmiş. diyolar yine gidiyoruz. ben tabi sağlam kalan son jelibonlarımı ortaya koyarak o haftasonu gidip bir squash raketi almışım. diyorum "ooo geliyorum tabi ki, raket bile aldım". bu gidişimizde daha kalabalığız ve katılanların arasında aşırı spor yapan ve ezeli rakiplerini salonda bitirmeye gelmiş insanlar var. bakın bir onlar var grupta, bir de ben varım. neden. ve hangi cesaret.. bir arkadaşıma soruyorum biz başlasak mı önden diye. salona giriyoruz. ben ilk topa koşuyorum ve böyle :')  kalıyorum. tam o sırada kalçamdan doğru bir ağrı saplanıyor ama arkadaş ben hayatımda böyle bir ağrı görmedim, duymadım, bilmiyorum. sanki o hariboları oturmuş birileri kemiriyor böyle çekiyorlar oo abi ben kırmızı ayı olanı yicem sana kolalıyı vereyim diye birisi diğerine jelibon fırlatıyor, popomda bir hücre coşkusu bir kas rekabeti yaşanıyor. organik bütünlüğüm de hem fiziksel acı içinde, hem de psikolojik olarak bir bok yedin çağla hadi bakalım inş burdan rezil olmadan çıkarsın diyerek ters pep talk yapıyor. psikolojimizin neden böyle zamanlarda pep talk yerine bitirici vuruşlar yaptığını 7 yıl oldu hala çözemedim. çıktım dışarda esneme hareketi yapıyorum tık yok. böyle koşsam koşamıyorum, dursam duramıyorum. orada, tam o anda yok olmak istiyorum.
sonra bir saat boyunca dışarda oturuyor ve diğerlerini izliyorum, arada girip bakıyorum oluyor mu acaba yapabilir miyim diye (olmuyor). arkadaşlarıma "ehehe ters bir hareket yaptım heralde ben biraz şeyoldu böyle ama işte götüm ağrıyor  :') " diyorum aşırı rezalet bir dinamik. ama insanlar avrupalı olduğu için  çok anlayışla karşılıyolar. servis kullanıyorum top yere düşüyo topu eğilip alamıyorum sürekli böyle " :') " bir ifade var suratımda. topu ayağım ve raket arasında sıkıştırıp eğilmeden elimle uzanabileceğim bir mesafeye getirmeye çalışıyorum.

işte böylece spor benim için bitti. ben de departman arkadaşlarımın gözünde bittim.
dizimin üzerinde duramadığım için bir süre yoga yapamadım, esneyemedim. esneyemediğim için de squasha tekrar gidemedim. bu döngüden çıkamadığım için odamda bir jelibon tulumuna dönüşmeyi bekliyorken aylar geçti. şimdi çeşitli sosyal faktörlerden aldığım motivasyonla bbbb (daç dilinde göt göbek baldır diye geçer) derslerine başladım. hayırlısıyla biraz güçlenip önümüzdeki haftalarda tekrar squash sahalarında görüneceğim. dönüşüm muhteşem olacak, çünkü jelibonlarım ve ben çok gaza geldik.


jelibon anlatımıyla squash sonrası iskelet kas sistemim



9 Kasım 2017 Perşembe

TU/e de siradan bir gun

Merhabalar,
Sizlere rezalet dolu bir animdan bahsetmek icin geldim. Aslina bakarsaniz buraya yazmaya biraz tereddut ettim ama bu yasanmisligin bir sekilde arsivlenmesi gerekiyordu. So, here you go;

Okuldaki ofisim dogu cephesinde, masamin da konumuyla gunes dogarken tam olarak gozumun  icine doguyor. Genelde hava bulutlu oldugu icin bu durum cok rahatsiz edici degil. Fakat gecen gun yine gozumun icine dogdugu bir gundu. Insanin aklina ilk secenek olarak perdeleri kapatmak geliyor tabi ama oyle olunca da yilda 10 gun gordugumuz gunesin herseyinden mahrum kaliyoruz. Dolayisiyla aklima gelen ikinci secenegi uyguladim ben de. Ofiste gunes gozlugu taktim. Boylelikle hem gunes hala icimi isitiyor hem de gozlerime ates etmiyordu.

Neyse, ben gunes gozlugu taktigimi unutmus bir halde makalelerimi okuyup guzel guzel phd liyorum. Bir yandan da portakal soydum onu yiyorum. En son iki dilimini birbirinden ayirmak zor oldugu icin de ikisini birden agzima ativerdim. Iste tam o sirada, cok yakin bir zamanda 20 lik disimi cektirdigimi hatirladim ve yaptigimin hatali bir hareket oldugunu farkettim. Portakallari agzimin icinde ogutmekte zorlaniyordum.Ve yine iste tam o anda kapisi acik ofisime supervisorum ugradi. Agzimda hareket ettiremedigim 2 dilim portakal, gozumde kocaman gunes gozlukleriyle hocama bakiyordum. Zor bir durumda oldugumu farkeden cok sevgili supervisorum -neyse daha sonra ugrayayim ben- deyip gitti. Keske bu an gizli bir kamerayla, ne bileyim bir goproyla filan kaydedilmis olsaydi.

Olum gibi birsey oldu ama kimse olmedi cocuklar.






7 Ekim 2017 Cumartesi

blog'umuza ismini veren güzide (?) uilenstede'den bu hafta taşınarak amsterdam'ın batısına, türk mahallelerinin göbeğine gidiyorum (tamamen tesadüfi). bugün alandaki ilk keşfimi iki türk bakkalına giderek yaptım ve 6'lı kızılay maden suyu paketlerini görünce yerimde üç kere zıplayarak heyecanımı fazlasıyla belli ettim. akabinde şaşkın bakışlar ardında ülker çikolatalı gofret raflarının yanından geçerek gözlerden yittim. bakkalda, okey oynarken servis etmelik oralet bile bulunuyordu. gerçek türk deneyimleri için hollanda'da aranan adres yakında benim evim olacak. tek rakibim eindhoven arif döner.


bütün geçmiş ev arkadaşlarımdan, bana bıraktıkları travmatik anılardan, ve hatırlamayı istemediğim geçmiş ruh hallerimden uzakta yeni ve değerli bir yuva kurmaya gidiyorum.

heyecan tavan.
housewarming yakın.







Bitenler, sevdiklerim, sevmediklerim

Merhabalar,
Eindhovenda 5., doktorada 4. ayimdayim. Size burda okul haric yasamimi tek cumleyle tarif etmem gerekirse soyle diyebilirim; spor cikisi arif donerde yaprak doner kalmadigi icin b planimiz olan altinsis te beyti yemeye gidiyoruz. <Yazar burda mubalaga sanatini kullaniyor>

Akademide ise isler gercekten cok renkli. Gecen haftalarda Enschede' de bir konferansa katildim. Fakat akademik konferans diye gittigim yer SAHANE PAZAR cikti. Hemen anlatiyorum. Konferansin ogleden sonraki programinda bir workshop vardi. 8 li gruplara ayrilip yuvarlak masalarin etrafina oturduk. Her masada kalp atisini da olcen bir wearable var ve masadan birisi onu takiyor. Bizim masada da ben gonullu olmusum. <HERKESIN AKLINDA AYNI SORU: BUNA GONULLU OLACAK NE VARDI?> Sonra bize birer tane balon verdiler. Balonlari sisirip ustune oturmamizi istediler. Balon patlayacak endisesi  yuzunden kalbin daha hizli artacak ve saatteki titresimi hissedeceksin. Olay bu. Sisirdim balonu oturuyorum, bir yandam endiseliyim tabi. Fakat saat titremiyor. Saati gelistiren muyendiz geliyor. Sende dusuk tansiyon mu var diyor. Evet diyorum. Bu sirada konferansa beraber geldigimiz arkadasim olup biten herseyi kendi projesi icin videoya aliyor. Ben balonu patlatamadan session bitiyor. Kahve molasi basliyor.. Eger youtube un derinliklerine yeterince inebilirseniz, belki o videoyu bulabilirsiniz, kim bilir.

Bi de gecenlerde supervisor umun ogle yemegi yerken benim yuzume EGOIST diye haykirdigi bir yasanmisligim var fakat onu baska bir zamana anlatirim.

Yani demem o ki burada cumartesi sabahlari file cantamla pazarda alisverise cikip, 3 portakal, 1 avokado, bir demek dereotu ve bir buket cicek alip evime geliyorum. Dunyalar tatlisi is arkadaslarim var. En cok yapmak istedigim isi yapiyorum <yazar burda poposunu kasiyor> . O halde bu yazimi su muhtesem #inspirational #kisiselgelisim #kuantim #burc #yukselen #secret #kuantum  cumlesiyle bitiriyorum. Galiba gercekten cok isteyince oluyormus. aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa.

islerin geldigi son nokta.



7 Ağustos 2017 Pazartesi

Sabahlar olmasin.

Bugun ogleden sonra 2 gibi ofis arkadasim disari cikip yarim saate elinde bir motorcu kaskiyla geldi. Bildigim kadariyla motor kullanmiyordu ve ne icin getirdigini merak ediyordum. O sirada iceriye motorcu kiyafetleriyle benim PhD interviewimde bir yerlerimden ter getiren sorulari soran hoca girdi ve aralarinda dutch bisiler konustuktan sonra gitti. Dedim ne is? Dedi ki yakinlarda oturan amcamin motos kaskini odunc aldim. Chris (bahsetigim hoca) motora binmeyi teklif etti; Chrisle motora binip turlayip gelicez. Dedim neden? Dedi why not. Eski sevgilisi de motora biniyormus. Dedim paylasim icin tesekkurler. Makaleme geri dondum.

Fakultedeki kahve makinasi kahveleri o kadar kotu ki, bedava ve extra bir icecek, alayim derken bile sesinizi titretiyor.

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Beduk, MEH ve TOEFL

Bilkentten mezun olmadan en son gittigim konser, MezunlarEveHosgeldiniz  panayirindaki (panayir mi?) Beduk konseriydi. Cok fazla dans etmistim, sarkilara eslik etmekten sesim kisilmisti. Ertesi sabah TOEFL vardi. Speaking kisminda sesim cikmadigi icin dusuk puan almistim. Yeterli puani tutturamadigim icin Tilburg da master icin burs alamayip secme sansim olmadan VU ya gitmek durumunda kalmistim.

Diyecegim o ki kader sizi Brabantli yapmak isterse ne yapar eder Brabantli olursunuz. Festivalimize gelin misafirim olun jongens.

Omrun boyunca sadece Beduk ve Gidge konserine gidebileceksin deseler, hic problem cikarmam.






22 Haziran 2017 Perşembe

Amsterdamdaki sex, drugs & rock n roll hayatimin sonuna geldim

Artik Eindhoven'da, evimin kadini, cocuklarimin anasi olacagim.

Bir yil suren sayisiz is gorusmesi ve milyonlarca red mailinin sonunda TU/e da doktoraya kabul aldim gecen haftalarda. Hersey cok hizli gelisti. Hayatimin en korkunc gecen is gorusmesinin ustunden bir hafta gecmeden kabul haberi geldi. Telefonda haberi veren bolum baskanina ARE YOU SERIOUS? diye bagirarak muhtesem bir olgunluk ve profesyonellikle pozisyonu kabul ettim ben de. Hemen ayni hafta yerini birkac local disinda hicbir Dutchin bilmedigi, bitse de gidip gormedigi allahin unuttugu kasabadaki minik sirketimden istifa ettim. Dedim ki THEY FUCK, CALISMIYORUM. (yani demek istiyor ki: sikerler). Bir sonraki hafta viewing icin gormeye geldigim ilk apartmani tuttum. Ayni hafta esyalari tasidim, yerlestim. Haftaya da ise basliyorum. BUYUR.

Daha ise baslamadan bolumun her turlu annual aktivitelerine katilmakla geciyor zamanim bu ara. Hatta en son yemege gitmeden once supervisorum -Gelirken gunes kremi de getirir misin? dediginden beri kendimi 3 yildir bolumdeymisim gibi hissediyorum.

Tarihe not dusulsun, haziran 2017, kendime ait ilk evime tasindigim ve ilk full time kontratimi imzaladigim tarih. 


2 Haziran 2017 Cuma

bugün elçin'le jakuzi'yi canlı dinlemeye kasabın gözyaşları isimli mekana gittik.
birer bira alcaz, ama tabi ki biraları kendileri yaptığı için neyin ne olduğu ve neyle ne şekilde brew edildiği hakkında içmeden fikir sahibi olmak mümkünsüz. ordan rulet oynar gibi seçtim bi tane dedim ver bana ordan bir smoked bira. içtim baktım adeta içine isli et atmışlar. yani smoked demişlerdi ama böylesine bir tat beklemiyordum. biraları bitirdikten sonra bir içeri bakalım ne çalıyor dedik, zira jakuzi ekibi dışarda chillemeye gelmişçesine espriler şakalar oturuyolar.
neyse, mekanda konserin olduğu odaya girdik. duvarlar fayans, sağ duvar erkekler tuvaleti, tepede kırmızı bir ışık, yerde tipik türk halısı, etrafta cingılbörtler ve tamamen pastel pembelerle giyinmiş bir daç ergeni karşıda şarkı söylüyor.. düşük bütçeli bir bağımsız filmindeyim, fayanslara yaslanıyorum. elçin tuvalete gidiyor ben oradaki varlığımı sorguluyorum. adeta bağımsıza sıkışmışım gibi elçin neredesin ben bağımsızdayım, gel artık...

elçin geldi, baktık daha jakuzi çıkmıyor, dedim dondurma yemesek mi. neticede dilimdeki püpillere o içtiğim isli eti unutturacak bir şey lazım. dondurmaları aldık yiye yiye mekana döndük.
dondurmalar biterken baktık grubun üyeleri ayaklanmışlar, geçtik içeri.
az sayıda türk dışında herkes cingıbört. yer aynı fayanslı oda. 

konser başladı, ben de yanlışlıkla evde bütün şarkıları ezberlemişim. başladım söylemeye, vokal geldi karşıma karşılıklı söylüyoruz ama adam kat-i suretle göz kontağı kurmuyor. biraz tedirginim ama oraya o gün şarkılara eşlik etmeye gelmişim. durmak yok.
odada şarkıyı söyleyen toplam iki kişiyiz. önümüzdeki daçlardan bir tanesi klasik daç üst beden dansı yapıyor, sevgilisi de ona capoeira capaoera (?) gibi böyle senkronize hareketli dansımsılar ile eşlik ediyor. vokal geçiyor adamın karşısında danslıyor derken konserin sonuna geldik. son şarkının en sonunda vokal yükselip bağırmaya başlayınca capoeiracı daç da gaza geldi başladı bağırmaya. vokal verdi mikrofonu, bizim cingılbört de sen git basçıya bateriste doğru bağırarak koş. sonra da böğürmesi bitince sen konser bit.
ne yaşadık.
olaylar bu noktaya nasıl geldi.


bu da konsere doyamayanlara (özellikle de bana) gelsin.
jakuzi - istediğin gibi kullan

24 Mayıs 2017 Çarşamba

yazılan, yazılmayan, unutulan, ah neden yazmadık bunu diye hatırlanarak biriken anılarla dolu senelerin üzerine 4 yıllık stabiliteyi koyarak hem blog'a hem akademiye devam ediyoruz. 
şu an türk kahvesi içsek ve ufukta uzak bir yolculuk gözüküyor deseler artık şıp diye anlarız.
Üç vakte kadar bir IKEA göreceğiz.


IKEA yolculuklarımız (temsili)
*tbrklr.

23 Mayıs 2017 Salı

nereli olduğunu beş aydır öğrenemediğim ev arkadaşımla çiçek adamızda sevimli maceralar

günlerden cuma.
önemli bir posta bekliyorum. müzekartım gelecek müzeye gidicem.
çünkü hayat bu aralar bir karın ağrısı gibi ve bu ağrının gidebilmesi için o müze kartına ihtiyacım var.

sabah evden çıkmadan posta kutuma bakıyorum. bir tane anahtarlıklı anahtar var. diyorum herhalde ev arkadaşımın, birine anahtarını verdi etti de en son posta kutusuna attı anahtarı.
gün içinde ses yok.
akşam saat 6ya doğru eve geliyorum. posta kutusuna tekrar bakmak istiyorum.
anahtar zor giriyor, girdi mi de dönmüyor.
anahtarı herhalde alırken posta kutusunu bozduğunu düşünerek ev arkadaşıma mesaj atıyorum (bu arada ev arkadaşımı yüzyüze görmek mümkün değil çünkü evde köşe kapmaca oynuyor. ben geliyorsam odasına kaçıyor, kapıda birisiyle konuşuyorsam ve mutfağa gitmesi gerekiyorsa, arkamdan "sıvış sıvış" efektiyle yüzüme bile bakmadan gidiyor. örnekler çoğaltılabilir ama sanırım bunlar durumu aktarmaya yetiyor).

neyse, pasif agresif bir şekilde "önemli bir posta bekliyorum, posta kutusu açılmıyor bu konuda bir bilgin var mı" diyorum. akabinde "aa üzgünüm haftalardır posta kutusuna bakmadım, bilmiyorum" cevabı geliyor. başkası anahtarını başka bir posta kutusuna atmak isterken bizimkine atıp posta kutusunu zorladı da ben ev arkadaşımın günahını aldım diye kendime kızıyorum.
sonra o başkasına kızıyor ve facebook'taki apartman grubuna atarlı giderli bir şekilde "posta kutumuz çalışmıyor keşke kurcalamak yerine sorsaydınız.. teşekkürler..." diye bir yazı bırakıyorum.
ev arkadaşıma da senin anahtarla bir deneyeyim mi diye soruyorum.
kız pazartesiye kadar yokum diyor. bunun üzerine asla yakın tarihlerde randevu vermeyen tamir şirketini arıyor ve salı gününe randevu alıyorum.
randevuyu aldıktan sonra ev arkadaşıma, "sabah bir anahtar görmüştüm, herhalde birisi almaya çalışırken zorladı ve şimdi açılmıyor, sorabilirlerdi yani ne kadar kaba bi davranış" diyerek, o üçüncü şahsa bir atar daha yapıyorum.

pazartesi oluyor, kız eve geliyor.
kapısında o anahtarı görüyorum.


19 Nisan 2017 Çarşamba

HAL HATIR? BIR YAKLASIK.

Merhabalar,
Nasilsiniz? Bende pek bir degisiklik yok. Ise giderken gidis donus toplamda dort saatimi trenlerde geciriyorum filan. Allahtan haftanin her gunu degil; eger isler o noktaya gelirse tebessum sehri ns.nl diye ayri bir blog acmam isten bile degil.

Anlatacak oyle cok climax li hikayelerim yok, biraz yazi yazmak istedim sadece. Biraz da yemekten sikayet edecegim yuksek musadenizle. Bi de ben buraya sanki yuzlerce insan okuyormuscasina sesleniyorum ama bazen Cagla nin bile postlarimi okudugundan supheliyim. Cagla bunu okuyorsan bana mesaj at chinchilla diye (Frank severler wink wink).

Neyse. Biliyorsunuz ki son zamanlarda formumu minik isyerimdeki ogle yemeklerine borcluyum. Genelde cok secenek olmuyor, bu da bugun ne yesem mental eforunu ortadan kaldirdigi icin gununuz daha verimli geciyor. <YALAN> Mesela, tipik bir gunde secenekleriniz ekmek arasi kroket ya da ekmege yag surmek olabilir. Aman endiselenmeyin, yag derken mesela tereyagi da neymis MARGARIN yok mu diyenlerdenseniz tam dogru yerdesiniz. CUNKU OGLE YEMEGINDE SUNGER EKMEGE MARGARIN SURUYORUZ. Ben buna alistim, ama diyorum ki birseyler eksik, yeterince sagliksiz degil bu menu, baska birsey lazim baska bir sey. Ve gecenlerde evrene gonderdigim bu mesaj, bana kulah kulah patates kizartmasi olarak geri dondu. BKNZ: asagidaki fotograf.


                                                       DIKKAT: Grafik goruntuler icerir

Ogle yemeginde nese sactigim bir sirada cekilen bu fotografta da gordugunuz gibi, bu ögünümüz kisi basina birer kulah patatesten olusuyordu. Hele bir de sabah kahvaltisini yolda kruvasan ile yapmissam eve dönüste kendimi domates tarlalarina atip, bahcivan tulumumu giyerek organik tarima baslamak istiyorum.

Ha bir de gecen gun is arkadaslarimdan biriyle 20 dakikalik sit-comlarda yasanabilecek bir yanlis anlasilma yasadik; kiz diyor ki bart tum gece ses yapti uyuyamadim. Ben de demisim ki Bart kopegin mi? Kiz da dedi ki HAYIR PARTNERIM.

Neyse cok fazla sikayet etmeyeyim yakin zamanda eve gidiyorum zaten. Nunisimin yemeklerinden yememe az kaldi.












24 Mart 2017 Cuma

Biyik ve Geldermalsen

Istekilere hayirlisi demeyi ogrettim. Ne zaman benim gelecegim hakkinda bir konu acilsa, ben daha birsey soylemeden baska birisi hayirlisi diye cevap vermeye basladi. Boylece konu beni cok darlamadan kapaniyor. Insanlar surekli hasta esi hakkinda soru sormasin diye biyik birakip insanlarin dikatini dagitan Etgar Keret gibiyim adeta.

25 Şubat 2017 Cumartesi

mutluluktan hüzüne uzanan diyaloglar no.1

Bir gün eve geldim kapıda çok güzel çiçekler var. Cam bi saksısı var, saksıda da "Have a Good Day" yazıyor. Ya ne güzel bir şey almış ev arkadaşım diye mutlu oldum. Ertesi gün ev arkadaşımdan ev hakkında birtakım isteklerde bulunduktan sonra ev arkadaşım odasına gitti. Ben de o sırada mutfaktayım. Çay suyumu kaynatırken aklıma geldi ki çiçek için hiç teşekkür etmedim, çok sevdiğimi söyleyeyim. Sevimlilik olsun diye hemen kapısını tıklattım. Geldi.
"Ya bu arada kapıdaki çiçekler çok güzelmiş, gördükçe çok mutlu oluyorum" dedim.
Kız bana bakıp.. "Onlar zehirli" dedi.
Benim yüzümdeki gülümseme yavaşça silinirken, "odama almıştım ama arkadaşım odada tutamazsın onlar zehirli dediği için kapıya koydum" dedi.
Ben de ne kadar üzüldüğümü belli etmemeye çalışarak "olsun beni yine de mutlu ediyorlar" dedim. Ev arkadaşım odasına geri döndü.
Çay suyum kaynadı, suyumu koydum.
Kendi odama girip kapımı kapattım.

kapı girişim ve kapıda beni karşılayan çiçekler



21 Şubat 2017 Salı

Osdorp Throwback

Elçin osdorptaki evini tuttuktan sonra aylarca vakit bulup da ziyaretine gidemedim. Aradan bir süre geçtikten sonra İtalyan ev arkadaşları Elçin'i darlamaya başladı. Evde İtalyanca konuşmalar, evi temiz tutmayıp evi temizlettirmeye çalışmalar, zamanla eşyalarını izinsiz kullanmalar derken minik kavgalar patlak verdi. HEY PERİYODUNDA MISIN SARIŞIN SAKİN OL falan demelerinden sonra Elçin'i himayeme aldım.

Beni bilen bilir, sessiz sakin, kendi halinde, desiblei düşük bir insanım. Bazen o kadar dediğim duyulmuyor ki insanların beni üçüncü kere söylediğim cümleyi anlamayışlarını random evet ya da hayır kafa sallamalarından ayırt edebiliyorum. Her neyse..

Bol himayeli güzel günlerimiz için Elçin'in eşyalarının bir kısmını almaya Osdorp'a yola çıktık. Trama bindik, gidiyoruz... Gidiyoruz... Abi diyorum? Elçin yüzüme bakıyor. Gitmeye devam ediyoruz.. Yol bitmiyor. Abi geldik mi diyorum. Yok ama az kaldı diyor. Abi Amsterdam'da yaşadığına eminsin değil mi diyorum. Oysa ki bu hikayede Amsterdam dışında oturan kişi benim. En sonunda varıp eve çıkıyoruz. Ve ben, 3 desibelli Çağla, desibel limitlerimi aşarak diyaframdan diyaframdan ses yükseltmeye başlıyorum.

Yükseltiyorum desibeli, veriyorum alttan tedirgin etme amaçlı TÖVBEESTAĞFURULLAHları. Niyetim belli, fakat İtalyanlar dışında Elçin ve ben de şaşkınız. Bir yandan Türkçe konuşarak itayanlara ostracism pompalıyoruz. Bir yandan ABI SU KAZAGINI DA KOYAYIM MI TOVBEESTAGFURULLAH alıcam abi koy BISMALLAHIRAHMANIRAHIM... GECEN ARKADASLARLA BULUSTUM BILIYO MUSUN ALLAH ALLAAAH...

Her geçen dakika ibadet dolu, yüksek desibelli personam ortaya çıkıyor. Beni, Elçinle beraber yeniden keşfediyoruz.

Aradan bir hafta geçiyor.. Elçin evine yeni bir kiracı buluyor. Üzerinden 3 hafta daha geçiyor, Elçin'in bulduğu kiracı kızın ev ilanını görüyoruz.
Hikaye burada bitiyor.

amsterdam'da ingilizce ile imtihanım

bir süredir yine lab'da data topluyorum.
artık iyice otomatikleşen bir süreç haline geldiği ve camsız bir odaya tahammülüm kalmadığından olsa gerek, beynimi de kullanmamaya başladım (kullanmamak.. bakınız.. bilinçli olarak kullanmıyorum). Katılımcı geliyo programı açıyorum. Katılımcı "thanks" diyor. Bunu duyan çağla da durur mu yapıştırıyor cevabı "thank you".

bu hafta üç kere falan aynı şeyi yaptım.
tabi bozuntuya vermiyorum.

teşekkürler.

17 Şubat 2017 Cuma

Calistigim sirketin ne kadar minik oldugunu vurgulamak icin bir ornek vermeye geldim, hemen gidicem. Is arkadaslarimdan biri yaninda getirdigi islak pantolonunu toplanti odasindaki kaloriferin ustune koydu kurusun diye. Haftasonu ailesinin yanina gidicekmis de, yanina aldigi yedek pantolonu yikamis fakat tam kurumamis. Demis ki OFISTE KURUTURUM NEDIR YANI!


7 Şubat 2017 Salı

Hap Var Cigara Var Ex Var Roj Var

Size staj yaptigim sirketin Christmas Partisinde yasadigim kultur sokundan bahsetmemistim degil mi? Hani kilisede duzenlenen bir partiydi, djli kokteyl barli ve MASAJ SEDYELI. Bir yandan da etrafta  Suheyl- Behzat Uygur gibi gezen ust duzey yoneticiler. Cunku partinin dress codu glitter idi cok afedersiniz. Iste parti boyle baslamisti da sonra after party diye Rembrandplein deki les Erasmus barlarindan birine gidilmisti ve ben kendimi gece 4 te sirketin CEO suyla Coco's da karsilikli dans ederken bulmustum. COCO'S NEY!!

3 yildir Amsterdamda yasiyorum, o gune kadar bu kultur farkini o kadar belirgin hissetmemistim. Derken gecenlerde baska bir is arkadasimla olan muhabbetim de bu kultur sokuna tuz biber oldu. Bu bahsedecegim is arkadasim bizi tren istasyonundan alacagi zaman arabanin arkasindaki minnos bebek koltuklarini cikariyo, cunku iki tane minik kizi var. Iste arabada muhabbet ediyoruz, bir klasik Anglosakson small talk initiator i olarak sordum adama, dedim how was your weekend? Bekliyorum ki iyiydi desin, suraya gittim desin. Adam demesin mi cumartesi bi partiye gittim, dj calmayi gece 4 gibi birakti, tam ikinci ekstasimin ortasindaydim biraz daha giderdim. BEN SOK! Tamam herkes MDMA aliyor, tabu degil filan anlarim da ya arkadas bu adam benim calisma kontratimi imzalayan adam. Ben de hala mail atarken kendi kendime yeterince professional oluyo mu diye endiselenip durayim. Adam MDMA diyor. Daha sonra festivallere gittiginde nasil yaninda fazladan buundurup ese dosta verdiginden, ama tanimadigi insanlar istediginde vermeyip arkadaslari icin ayirdigindan bahsetti. Ben de konuyla alakali tek anim olan benim nasil da gittigim cogu partide torbaci sanildigimdan bahsettim.

Sonra istasyonun onune gelince arabadan digerleriyle inip kosarak trenimize yetistik.

1 Şubat 2017 Çarşamba

Risk nedir?

Risk, son ses Ceza- Holocaust dinleyerek is cikisi saatinde West ten Central Station a kadar bisikletle gitmektir.

Bisikletleyken yazlari genelde daha gun kararmamissa house techno filan guzel oluyor. Fakat kislari Aga B olsun, Ais Ezhel olsun, soguk havaya daha uygun sarkilar dinliyorum. Mesela Ceza - Suspus u loopa alin, heryerden 15 dakikada evdesiniz, ben garantiyi veriyorum.



24 Ocak 2017 Salı

No Merdiven Bebeyim.

    Korkunc Osdorp deneyimi ve ardindan gelen uzucu evsizlik surecinin ardindan artik insan gibi yasamaya baslamamla  dedim ki artik kendime ceki duzen vereyim. Spora baslamaktan bahsediyorum, evet. Amsterdamdaki en sevdigim klubün hemen yani basinda bir de spor salonunu var ve yeni evime bisikletle yalnizca 5 dakika uzaklikta. Daha ne olsun. Gittim yazildim. Spora geri donus yaparken biraz gaza gelmis olucam ki dakika bir gol bir LAPS diye crosstraining dersine dalivermisim. Bir anda bi yildir spora dair hicbirsey yapmadigim kendi gozumden kacmis olacak. Neyse. Minik bi grubuz, guzel basladi ders. sonra barfiksli bi kisma geldik. grup 5 e ayrilarak herkes sirayla ayni anda farkli seyler yapip bir sonrakine geciyor, iste dumbell sonra plank filan. Digerleri yine nispeten kolaydi ve ben barfiksten götüm götüm kaciyordum. Sira bana geldiginde yuzumde aci bi gulumsemeyle ekipmana yaklastim.

Bahsettigim duzenek iste su arkadaki.
   Tahta bir blogu basamak olarak kullanarak bara tutunup barfiks cekmem lazim. Zorlananlar icin de kolaylik olsun diye bara elastik bi bant asmislar. Ayagini bantin ortasina basarak asiliyorsun, bant tension sagliyor ve kendi agirligini yukari cekmen kolaylasiyor. Trainerin yardimiyla ayagimi banta asip diger bacagimi da oburune dolayarak kendimi yukari cekmeye basladim. tabii ki de 3 kereden sonra yorulmustum ve ayagimin yere degmesi gerekiyordu. Fakat tension fazla oldugu icin ayagim tahta bloga yetismiyordu. Bara asili kaldim oyle bayrak gibi. Trainer de baskalariyla ilgileniyor, seslenicem fakat gücüm yok. Kendimi biraksam diger tahta bloga koseleme girecegim, cok belli. Saatler gibi suren o bikac saniyenin sonunda trainer ile allahtan goz kontagi kurabildim ve yalvarir bakislarim karsiliginda sagolsun imdadima kostu. Yoksa orda bayrak gibi daha ne kadar asili durabiliridm bilmiyorum.