Elçin osdorptaki evini tuttuktan sonra aylarca vakit bulup da ziyaretine gidemedim. Aradan bir süre geçtikten sonra İtalyan ev arkadaşları Elçin'i darlamaya başladı. Evde İtalyanca konuşmalar, evi temiz tutmayıp evi temizlettirmeye çalışmalar, zamanla eşyalarını izinsiz kullanmalar derken minik kavgalar patlak verdi. HEY PERİYODUNDA MISIN SARIŞIN SAKİN OL falan demelerinden sonra Elçin'i himayeme aldım.
Beni bilen bilir, sessiz sakin, kendi halinde, desiblei düşük bir insanım. Bazen o kadar dediğim duyulmuyor ki insanların beni üçüncü kere söylediğim cümleyi anlamayışlarını random evet ya da hayır kafa sallamalarından ayırt edebiliyorum. Her neyse..
Bol himayeli güzel günlerimiz için Elçin'in eşyalarının bir kısmını almaya Osdorp'a yola çıktık. Trama bindik, gidiyoruz... Gidiyoruz... Abi diyorum? Elçin yüzüme bakıyor. Gitmeye devam ediyoruz.. Yol bitmiyor. Abi geldik mi diyorum. Yok ama az kaldı diyor. Abi Amsterdam'da yaşadığına eminsin değil mi diyorum. Oysa ki bu hikayede Amsterdam dışında oturan kişi benim. En sonunda varıp eve çıkıyoruz. Ve ben, 3 desibelli Çağla, desibel limitlerimi aşarak diyaframdan diyaframdan ses yükseltmeye başlıyorum.
Yükseltiyorum desibeli, veriyorum alttan tedirgin etme amaçlı TÖVBEESTAĞFURULLAHları. Niyetim belli, fakat İtalyanlar dışında Elçin ve ben de şaşkınız. Bir yandan Türkçe konuşarak itayanlara ostracism pompalıyoruz. Bir yandan ABI SU KAZAGINI DA KOYAYIM MI TOVBEESTAGFURULLAH alıcam abi koy BISMALLAHIRAHMANIRAHIM... GECEN ARKADASLARLA BULUSTUM BILIYO MUSUN ALLAH ALLAAAH...
Her geçen dakika ibadet dolu, yüksek desibelli personam ortaya çıkıyor. Beni, Elçinle beraber yeniden keşfediyoruz.
Aradan bir hafta geçiyor.. Elçin evine yeni bir kiracı buluyor. Üzerinden 3 hafta daha geçiyor, Elçin'in bulduğu kiracı kızın ev ilanını görüyoruz.
Hikaye burada bitiyor.
Beni bilen bilir, sessiz sakin, kendi halinde, desiblei düşük bir insanım. Bazen o kadar dediğim duyulmuyor ki insanların beni üçüncü kere söylediğim cümleyi anlamayışlarını random evet ya da hayır kafa sallamalarından ayırt edebiliyorum. Her neyse..
Bol himayeli güzel günlerimiz için Elçin'in eşyalarının bir kısmını almaya Osdorp'a yola çıktık. Trama bindik, gidiyoruz... Gidiyoruz... Abi diyorum? Elçin yüzüme bakıyor. Gitmeye devam ediyoruz.. Yol bitmiyor. Abi geldik mi diyorum. Yok ama az kaldı diyor. Abi Amsterdam'da yaşadığına eminsin değil mi diyorum. Oysa ki bu hikayede Amsterdam dışında oturan kişi benim. En sonunda varıp eve çıkıyoruz. Ve ben, 3 desibelli Çağla, desibel limitlerimi aşarak diyaframdan diyaframdan ses yükseltmeye başlıyorum.
Yükseltiyorum desibeli, veriyorum alttan tedirgin etme amaçlı TÖVBEESTAĞFURULLAHları. Niyetim belli, fakat İtalyanlar dışında Elçin ve ben de şaşkınız. Bir yandan Türkçe konuşarak itayanlara ostracism pompalıyoruz. Bir yandan ABI SU KAZAGINI DA KOYAYIM MI TOVBEESTAGFURULLAH alıcam abi koy BISMALLAHIRAHMANIRAHIM... GECEN ARKADASLARLA BULUSTUM BILIYO MUSUN ALLAH ALLAAAH...
Her geçen dakika ibadet dolu, yüksek desibelli personam ortaya çıkıyor. Beni, Elçinle beraber yeniden keşfediyoruz.
Aradan bir hafta geçiyor.. Elçin evine yeni bir kiracı buluyor. Üzerinden 3 hafta daha geçiyor, Elçin'in bulduğu kiracı kızın ev ilanını görüyoruz.
Hikaye burada bitiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder