14 Aralık 2017 Perşembe

MALA GELECEGINE MALA GELDI!

Size sonu cok acikli biten bir ask hikayesi anlatmak istiyorum.

Amsterdamda yasadigim zamanlarda sokakta bir bisiklet goruyorum. Markasi veloretti. Ilk goruste aska o an inaniyorum. Aman allahim o nasil bir tasarim, o nasil bir bisiklet. Benim olacaksin diyorum icimden, binicem ustune, vurucam kirbaci. Fakat issizim o ara, babamin "Ihtiyac, karsiliginda haz ve mutluluk, karsilanmadiginda ise aci ve istirap veren seye denir" tanimini kendime hatirlatip o an oyle bir bisiklete ihtiyacim olmadigini kendime inandiriyorum.

Aradan birkac ay geciyor. Tebessum sehri Eindhovenda doktoraya kabul ediliyorum. Haberi alir almaz Eindhoven'da ev bakmak yerine aciyorum veloretti nin sayfasini, alacagim bisikletin rengine karar veriyorum. Desert moss, evet iste bu diyorum. Herseyiyle duygusal bir bag kurabilecegim bir bisiklet. Cunku bilirsiniz bisiklette duygusal bag onemlidir.

Eindhoven a tasindiktan birkac ay sonra siparisimi veriyorum. "Kargon yola cikti" mailini aldigimda onu evde sicacik karsilayabileyim diye aninda ofisten ayriliyorum. Paketten cikan eksik parcalara ve yanlis boyu gondermelerine ragmen hevesimden hicbirsey kaybetmiyorum. En sonunda hersey halloldugunda apartmanimdan disari cikartiyorum ilk kez velorettimi. Krem rengi tekerleri sokagimin tozuyla camuruyla bulusuyor.


Velorettim gercek hayatla tanismadan hemen once, evimin onunde bana poz veriyor.
Ben dunyanin en mutlu insani, duz yolda bes dakikada bir vites degistirerek suruyorum bisikletimi, yeni ne varsa kesfedeyim alisayim istiyorum.

Artik arkadaslarim bana ruzgar elcin demeye basliyor. Toplu bisiklet yolculuklarinda en arkada kalan ben, artik grubun en onunde lider pozisyonuna yukseliyorum. Meger diyorum icimden, ben yavas degilmisim bisikletim kotuymus onceden. Bir ay boyunca ayrilmaz bir ikili oluyoruz. Disarda park etmek zorunda oldugum zamanlarda uzuluyorum yagan yagmurla usuyor diye.

Yine cok yagmurlu bir Eindhoven aksaminda arkadaslarimla bulusuyoruz sehir merkezinde. Yagmur abartili bir sekilde yagarken icimdeki 5 kat kiyafeti islatarak ic camasirlarima kadar ulasiyor o gun, burnumun ucundan sular damlaya damlaya velorettime park yeri ariyorum. Daha fazla disarda durmak istemedigimden bisikletimi zincirleyecek bir yer bulamayip, kendi kendine zincirliyorum. Gece bardan ciktigimda korktugum basima geliyor, BISIKLETIMI PARK ETTIGIM YERDE BULAMIYORUM. Iste o anda uc asamali yas tutme surecinin ilkine basliyorum, inkar...

Ondan geriye sadece fotograflar kaliyor. Sanki hayatima hic girmemis gibi, sanki o guzel yolculuklari beraber yapmamisiz gibi, onu oylece unutmami istiyor. Velorettim icin alacagim vazoyu hatirliyorum, bisiklete takabilecegin, icine yalnizca bir dal cicek sigabilen bir vazo bulmustum. Hergun icindeki cicegi degistirip sonra gune baslayacagim zamanlari hayal ediyordum. Hayallerim, hayal olmaktan oteye gidemiyor.

Tum bunlari yasarken kafamin icinde donup dolasan cumle ise hep ayni oluyor:

BOK KAFALI EINDHOVEN HIRSIZLARI NE ISTEDINIZ VELORETTIMDEN! 














Hiç yorum yok:

Yorum Gönder