29 Aralık 2016 Perşembe

GOFRETLER REENKARNASYONA INANIR MI?

Turkcemin bozuldugunu soyleyenler var. Fakat Amsterdamda gecirdigim sure zarfinda ingilizcemin de pek gelistigini gozlemlemiyorum. Ustelik 4 yildir Dutch icin de bir arpa boyu yol anca gidebildim. Bu durumum analizini yaptigimda cok carpici bir ihtimalle karsilasiyorum; galiba onceki hayatimda ben hosbes gofrettim.


Eger onceki hayatimda bir gofretmissem muhtemelen visneliydim.                                           
                                       

13 Aralık 2016 Salı

Murphy Yasalari Gercekten de Varmis

Gelin size climax i olmayan, eski sevgiliyle talihsiz karsilasma animdan bahsedeyim.
Is icin Utrecht e gitmem gerekiyordu ve dolayisiyla da her zamankinden biraz daha erken kalkmam lazimdi; fakat hava 10 da aydinlanmaya basladigi icin erken uyanmak bir zulüm. Tabii haliyle uyuyakaldim. Gec kaldigim icin evden apar topar, dus bile alamadan, makyaj bile yapmadan ciktim. Tum gun eye tracking de data topladim ve cok yogun oldugum icin nerdeyse hicbirsey yemeye firsatim olmadi. Istasyona giderken aklimda bir an once eve donmek ve yemek yemek vardi. Fakat kilpayi treni kacirdim. Saga sola bakindim, dedim ne yerim? Dedim bir durum doner alirim. Fakat bi baktim hemen yaninda Burger King! Tum gun cognitive load calistiktan sonra, depleted oldugumun asiri bilincinde, kendi kendimi justify ederek yavastan burger king e yoneldim, large annem dedim, cheese? dedi, koy koy dedim. Icecek dedi? Kola icemiyorum Sprite olsun dedim.

Kenarda bir yere oturdum; cok fena acim. Atkimi montumu bile cikarmadan patatesleri ranch sosa bandirip bandirip goturuyorum. Tam bir tane daha goturuyordum ki nerdeyse bir yildir gormedigim eski sevgiliyi karsimda dikilmis bana Elcin? derken gordum. Ayrildiktan beri nerdeyse hic gormedigim eski sevgiliyi gormenin saskinligi ayri, agzimda yuzumde ranch sos var mi diye caktirmadan onu kontrol etmenin telasi ayri, tipim sacim filan zaten korkunc! Cocuk dibime kadar gelmis, e haliyle ben de hi dedim, ne deseydim. Sonra ayak ustu baya konustuk filan. Ben bir yandan hamburgerimi yemeye devam ediyorum cunku acim. Ama bir yandan da dusunuyorum; ask ne garip sey, ayni insan asikken gozune bambaska, degilken ne kadar da siradan. Ote yandan da bi anda en yakin arkadasin gibi, en nihayetinde seni en yakindan taniyan bikac insandan biri.

Neyse sonra o gitti. Ben de yemegimi bitirip biraz kitapcida oyalandim. Dutch listesinde cok satanlarda kapaginda Tayyip olan kitabi inceledim. Sonra trenime binip Haruki Murakami okumaya kaldigim yerden devam edip evime geldim. Aksamina yine geleneksel Troost a gidip bardak calmali mini bir rituelimiz vardi ama detaylara girmeyecegim. Sevgiler.

iste tam olarak boyle yakalandim. 




6 Aralık 2016 Salı

Maastricht ten Maastricht e Giden Trene Bindim. True Story.

Size bir Elcin Hanci anisi anlatayim. Gecen haftasonu biricik arkadaslarimi gormeye Maastricht e gitmistim. Donmeden bir gece once Stranger Things in butun sezonunu izlemis ve paralel evren geyikleri yapmistik. Pazar günü Maastricht ten trene bindim. Yeni evime hic tren degistirmeden gidebiliyorum; dolayisiyla montumu cikardim, kulakliklarim kulagimda, kitabimi okuyorum. Trenin geri kalaniyla pek bi iletisimim yok.

Utrecht e yaklasmis olabilecegimizi dusunerek 2 saat sonraki durakta camdan disari baktim. O DA NE? MAASTRICHT TEYIM!! Inanilir gibi degildi arkadaslar, 2 saat trende gittim, hep ayni yonde gittigimize yemin edebilirim, fakat 2 saat sonra yine ayni yerdeydim. Aklima ilk gelen sey, hala dizinin etkisinde oldugum icin,  Upside Down Maastricht e gelmis olabilecegimdi. Fakat etraf yeterince sümüklü degildi. NELER OLUYORDU? Sonradan insanlara sorarak ogrendim ki meger bi yerlerde construction varmis ve ben haric herkes o durakta inmis ve tren de geri Maastricht e gelmis. Yasli adam inerken bana birseyler soylemisti ama genelde o konusmalar small talk cumleleri oldugu icin anliyormus gibi yapip gulumsuyorum; yine oyle yapmistim. Aslinda adam beni uyariyormus, sonradan anladim.

Maastricht te biraz bekleyip yine ayni trene bindim ve construction hala devam ettigi icin milyonlarca aktarma yaparak evime varabildim. Fakat bu yolculugun benim icin esas highlight i Faruk un bana yolluk olarak verdigi ispanakli borekti, o olmasa adini bile duymadigim minik sehirlerde ac ve üsümüs olarak tren bekliyor olacaktim; neyse ki sadece üsümüs olarak bekledim.

p.s. Su an bu postu Geldermalsan da, ofiste christmas sarkilari dinleyerek yaziyorum. Her ne kadar buraya gelmek icin adeta gece yolculuk ediyor olsam da degiyor. Icimde baloncuklar ucusuyor. Eve gitmeme cok az kaldi. Cok huzurluyum; karsima cikmayin yoksa sizi pastanelik yaparim!!

11 Kasım 2016 Cuma

MY EYES! MY EYES! MY EYES!

Ofiste oglene kadar calismis, daha sonra ogle yemegi vaktinde yemek icin hepberaber yemek masasina gecmistik. Su ana kadarki ogle yemekleri zaten yeterince dac, yani paket paket sunger ekmek ve onlarin ustune surulecek bilimum malzemeler. Benim icin de standart oldu artik bu. Fakat bugun bu gozler oyle kombinler gordu ki, masayi elimle devirip 'WHAT THE FUCK YOU THINK YOU ARE DOING?' diye bagirarak salondan uzaklasmak istedim.

Is arkadaslarimdan biri aldi sunger ekmegini, ustune tereyagi surdu, burdan sonra olaylarin normal seyrinde devam etmesi icin ustune hagelslah filan dokmesini bekliyorum. Tereyagli ekmegin ustune salatalik dilimleyip koydu. USTUNE DE KETCAP SIKTI. Ve inanmazsiniz bunlari yaparken bir ogle yemegi klasigi olarak yemegin yaninda süt iciyordu

Bi tarafimda bu korkunc kombinasyonlu ekmek yenirken, hemen sag tarafimda hummali bir calisma vardi. Yemek masasina getirilen dograma tahtasinin ustunde minik sogan dograndi küp küp, soganlarin oldugu tabaga 2 tane haslanmis yumurta atip soganlarla beraber ezdiler ve ustune kasik kasik mayonez koydular. Sonra yine sünger ekmeklerine sürüp sürüp yediler.

Tum bunlar olurken ben sunger ekmegime nutella surmekle mesguldum.

14 Ekim 2016 Cuma

Ran Dom Ness

Gun gecmiyor ki kendimi yine bir random hikayede bulmayayim. 

Amsterdam in en guzel club larindan De School, modern sanatlar muzesi Stedelijk ile isbirligi yapmaya karar vermis. Ve bu is birliginden dogan ilk event dun De School daydi. Facebook sayfasinda yazana gore gecede hem DJ ler olacak, hem de sergiyi gezebileceksin. Kulaga muzik ve sanatin bulustugu bir gece gibi geliyor degil mi? Degil. Cunku meger sergi dedigi bir adet giriste, bir adet de sigara odasinda projeksiyon ile yansitilan birer dakikalik videolardan olusuyor. Hic birinde ses yok, sanatci cok fazla imgeleme yapmis olacak ki videolarin ikisi de bana hicbir sey ifade etmedi. 

Fakat en azindan muzik var degil mi? Degil. Cunku DJ ler hiphop caliyormus :( Bir yandan da sahneye cikmis ganster rapci bir arkadasimiz 'trene bindim fakat OV chipkard imi okutmadim' lirikleriye seyirciyi eglendiriyor. 

Dedik ki en azindan gidelim icecek birseyler alalim. Sirada beklerken adamin biri cebinden cikardigi kartlari etrafta birkac kisiye dagitti, bize de verdi. Meger gunun kokteylini bedavaya aliyormussun kartla. Ne guzel degil mi? Degil. Cunku gunun kokteyli 'viski-ginger beer' mis. Fakat bedava ve ekstra bir item oldugu icin dedim ki, alayim. Visneli bira icince bile cakirkeyif olan benim neyime viskili kokteyl? 

Es kaza dun gece De School da karsilassaydik beni soyle gorecektiniz; bir elimde viski bardagi, hiphop sarkilarina 'dizden bukmeli yaylanma' seklinde dans ediyorum, diger elimle de yo yo yapiyorum. 

Ne yazik ki geceden erken ayrildim cunku ertesi gun ise gitmem gerekiyordu. 

Havalar cok sogudu. 


 

3 Ekim 2016 Pazartesi

ostracism nedir?

ostracism, ostracism workshopunda gruplar yapılırken grup olma teklifinin kimseden gelmemesidir. herkes grubunu belirleyip yazdıktan sonra kalan kişiler grubuna düşmektir.

ostracism, ostracism workshop'u çıkışında sınıf arkadaşının selam vermemek için gözlerini kaçırmasıdır.

Gitmiyorum ulen! Daha Aspava getircez Amsterdama!

Ben biraz daha Osdorp da yasamaya devam edeyim iyisi mi, burda beni kim bulacak da diyecek ki kardes, kendi ulkene don artik.

Gecen gun mutfakta o kadar cok ot ve sigara iciliyordu ki yangin alarmi devreye girdi :(

Su ana kadar hicbir arkadasimin gormedigi bu Osdorp evinin sadece bir iluzyondan ibaret olduguna kendimi inandirmak icin cikana kadar da tanidigim esim dostum gelmesin istiyorum. Ben de bu sayede bu 3 ayi hafizamin derinliklerine gomebilir, soranlara Osdorp mu? Ne Osdorp u? diyebilirim.

bebeyimsin. 

26 Eylül 2016 Pazartesi

amygdala nasır tutar mı

merhaba. master'ımın ikinci senesinde, uzun süredir aradığım huzuru buldum. okul yine çok yoğun. hayatımdaki tek değişken ise benim stres algım. amygdala darbelerden nasır tutmuş artık deadline dinlemiyor. haydi bakalım.

hayattan beklentimi "psikoloji derslerinde daha phineas gage'den bahsedilmemesi"ne kadar indirgedim.

bir de sağlık.


25 Eylül 2016 Pazar

Galiba artik is hayatina hazirim.


Cumartesi aksami Caglalarla direk sehirde bulusmaya karar vermistik. Kopmacali icmeceli dagitmacali bir gece planlamistik. Ben de evde aksam yemegimi yiyip disari cikmak icin hazirlanacaktim. Firina pizzami koydum. Bir baktim New Girl un 6. sezon u baslamis, e dedim su minik sarabi da acayim o halde. Hem kendi kendime predrink gibi olur. Sonucta ne oldu dersiniz, kendi kendime predrink yaparken uyuyakalmisim. Saat 10.30 pm. Tesekkurler.

Alta da New Girl de simdiye kadar en sevdigim sahneyi ilistiriyoum. Diceksiniz ki ne alaka, ben de dicem ki KIME HESAP VERECEKTIM. Neyse biraz agresif bir cikis oldu. Ben biraz daha oda arayayim.

Bu da 154 kere izledigim favourite New Girl sahnesi.



16 Eylül 2016 Cuma

canım ofis sandalyem, ya da çağla'nın başına gelen bir elçin hancı hikayesi

geçenlerde elçin'le kahve içmek için pijp'ta buluştuk. artık yakınlarda yaşamadığımız için böyle buluşma ayarlamamız gerekiyor. değişik bir cafe arayışı içerisinde ara sokaklara girip çıkarken karşımda bir ofis sandalyesi.. adeta bırakılmış gibi bekliyor. yanına gidiyorum. seni bıraktılar mı? sen yalnız mısın? diye soruyorum. kendisiyle biraz ilgilenirken (uzun bir süredir ofis sandalyesi aradığım için ofis sandalyesi görünce pop-out effect ile kaçırmadığım bir stimulus olmayı başarmıştı ve bu yüzden ilgiyi hak ettiğini düşünüyordum), sahibi geliyor. istiyo musun diye soruyor. ciddi mi diye adamın yüzüne bakıyorum. adam ciddi. istemiyosan atıcam zaten diyor. sarışın bir daç nasıl bu kadar inefficient bi hareket yapar, o sırada aklım almıyor. satın alınan bir şeyi yolda bırakıp atmak.. mümkün değil gibi geliyor. alıyom bak diyorum. o sırada ofis sandalyem bana göz kırpıyor. adam al diye gözümün içine bakıyor. taşıyamazsan bırakırsın nolcak ben de zaten atıcaktım dediği anda ben ofis sandalyesini alıp sürüklemeye başlıyorum.
pop out effect ile ofis sandalyemi pijp'ta fark edişim (temsili)
karşımdan turistler geliyor, localler geliyor, elçin yanımda bisikletini sürüyor. ben de ofis sandalyemin elinden tutuyorum yürüyoruz. abi nasıl olacak bunu nasıl götüreceğim, hem biz kahve içmeyecek miydik diye soruyorum. elçin de tram diyor. trama basıyor muyuz abi diyorum. buna basıyoruz diyor. ofis sandalyemle bakışıyoruz. biz trama binelim diyoruz. trama ofis sandalyemi çıkarıyoruz, yaklaşık 11 durak ilerliyoruz. tramda belki bu inerken yardım eder dediğim herkes iniyor. ofis sandalyeme bakıyorum. bunu başarabilirsin dercesine bana gülümsüyor. iniyor, okulun ordaki metroya yürüyoruz. sonra eve yürüyoruz. üşümüşsündür gel içeri gir diyorum. ayakkabılarımı çıkarayım mı diyor. gerek yok zaten biz de ayakkabıyla giriyoruz diyorum. hikaye bitiyor.

canım ofis sandalyem ile eve giderken

13 Eylül 2016 Salı

Room Hunting

Arkadaslar, sizlere supriz bir haberim var. Oda ariyorum. Biliyorum, siz de salonumuzdaki su guzide parcayi gorunce burdan gitmek istemeyecegimi dusunmustunuz.

-Embrace the marvels of African vodoo (M.A.)-
Gelin gorun ki evde durumlar cok uzucu:

Internet: Calismiyor. Kimse duzeltmek icin ugrasmiyor. Evde internet yok, sene 2016, sehir Amsterdam.
Bulasik makinasi: Calismiyor. Fakat icine bulasiklari koymaya devam ediyorlar.
Camasir makinasi: 90 derecede problem yok, fakat 30 derecede calismiyor. Cunku sadece carsaf yikiyorlardi.
Buzdolabinin buzlugu: Calismiyor, yerler erimis buzlardan dolayi havlu dolu.
Bisikletim icin park yeri: Evin apaci cocugunun scooter i oldugu icin koyamiyorum. 

Ev ararken de soyle seylerle karsilasiyorum, bunlari da suraciga arsivlemeye karar verdim. Cunku, hepinizin de bildigi gibi issizim arkadaslar.

1.

2.


3.
4. 


Indeed.

4 Eylül 2016 Pazar

bisiklet kazaları ve basurlu popo yastığına muhtaç olmak

Amsterdam denilince akıllara gelen ot ve red lighttan sıkça söz ediyoruz. Ama üçüncü çok önemli Amsterdam itemi olan bisiklet... İşte bunu bu blogda hep yok saydık, sayıyorduk. Bugüne kadar...



işte o korkunç yağmur korungaçlıkları
Amsterdam'a geldiğimden beri bisikletle ilgili çok harika hatıralar biriktirmedim. Birincisi zaten bisiklet bayıldığım bir ulaşım aracı değil, ikincisi de Amsterdam'da çok yağmur yağıyor ve hiç bir kuvvet bana alman arkadaşlarımın giydiği kıyafet üstüne yağmurluk kıyafeti korkunçluğunu giydiremez. Üçüncüsünü de yaklaşık beş gün kadar önce öğrenip listeme koydum: Kaotik kontrpedal bisiklet ve sürene estirdiği terör.


Bu durumda kontrpedal bisikletlere teröröröö diyebilir miyiz?
Belki de diyebiliriz.



Her neyse. Az sevdiğim bu ulaşım aracıyla şehir merkezine giderken zincirim attı. Ve arkadaşlar inanır mısınız.. KONTRPEDAL BİSİKLETTE ZİNCİR ATTIĞI ZAMAN DURAMIYORMUŞUZ :):)):):):) zar zor durup ziniciri taktıktan sonra arkadaşımla buluştum, kahve içtim. sonrasında ev yakınlarında bir başka buluşmaya gitmek üzere yola çıktım ve ekstra dikkatli bir şekilde bisikletimle geri dönüyordum fakat spatial algısı yitik ve de bitik bir insan olduğumdan istisnasız her dönüşümde kaybolduğum Amsterdam Zuid noktasında bir kez daha yolumu kaybettim. Her seferinde google maps bile açsam algılayamadığım bu dönüş yolu bana IQ'mu sorgulatıyor, yanımda başkaları varsa da IQ seviyemi gözlerimizle telepati kurarak hep beraber sorguluyoruz. Zaten yanımda kim varsa genelde yanında süzülüyor, adeta bir nöron bile kullanmadan hoşuma giden sokağa bazen giriyor ve yolu yarım saat kadar uzatıyorum. Neyse ki benimle uzun zaman geçiren herkes buna alıştı da artık kimse bir şey demiyor.

Bu sefer yolculuğumda yalnızdım ve dedim ki ev bu tarafta kalıyor buradan gideyim öyleyse. Meğer girdiğim yol bisiklet yolu değilmiş. Bunun paniğiyle yavaşlayıp kaldırıma çıkmak ve trafiği kaosa sokmadan durmak istedim fakat kaldırım sandığımdan yüksekmiş. Bisiklet tam durmadığı ama kaldırıma da çıkamadığı için "BU NE HIĞAMMINA" dercesine altımdan kaydı sonra tam kuyruk sokumuma LAAAAP diye çarptı. Etrafta kimse olmamasına rağmen bozuntuya vermeden popomun acısıyla google mapsle yol bulmaya çalışarak devam ettim ve mucizevi bir şekilde eve geldim. Sonra nasılsa geçer diye bir kaç gün bekledim. Ve inanır mısınız. Tam beş gün oldu.

Ama geçmedi.

Akademide de sürekli oturmak gerekiyor. Popomun acısı yaşam kalitemi o kadar çok düşürüyordu ki google'da oturak aramaya başladım ve artık google aramalarım içerisinde "diy coccyx injury butt cushion" var.



ısıtırken aynı zamanda rahat ettiren yeni popo düzeneğim (temsili değil)


8 Ağustos 2016 Pazartesi

Hocam surdan bir search year uzatir misiniz?

Eski sevgiliyle Bim de karsilasmaktan daha kötü bir senaryo ne olabilir? Eski sevgiliyle immigration office de karsilasmak. Allah bizim non EU olarak toptan belamizi verse de kurtulsak!

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Canim hic öpmeyeyim ülkede yeni OHAL cikti.

Güzide Uilenstede deki odamin kontratinin bitmesine 2 hafta kaldi. Ve benim hala ayarlanmis bir odam yok. Amsterdam da yazin oda arama sureci KORKUNC. Bir de issizseniz olaylar daha dramatik bir hal alabiliyor. Kimse issize oda vermiyor:( Bir de tabi söyle muhabbetler yasanabiliyor:


-Hi, I am calling for the room you posted recently.
  - Oo you are the girl from Turkey?
-Yes.
  -It is okay, no problem. 

Peki bir cilginlik yapip odanizi bir Türkten kiralamaya yeltendiniz diyelim. O zaman ne oluyor? Daha ilk mesajda 'CANIM' diye hitap edilmesinden dev bir hata yaptigini anliyorsun. Anliyorsun fakat muhabbeti laps diye de kesemezsin. Neyse, sartlarini soyluyorsun, sonra sana soyle bir cevap geliyor:




Hazirsaniz yazimi bir sosyal mesajla bitirecegim: Su hayatta herkes birilerine Afrikali, YOK YANLIS ANLAMAYIN AYRIM YAPMAM NORMALDE YALNIZCA ONLARIN YEMEK KOKULARI SEY OLUYO DA ONDAN OYLE SEYETTIM.


11 Temmuz 2016 Pazartesi

Su ana kadar olan yasamimin en buyuk gosterip de vermeme durumunu yasadim. Insan ayni gun icinde sabahtan Lisbonda, ogleden sonra Istanbulda, aksama da Amsterdam da evlere bakar mi? Insan hangi yasama hayal kuracagini sasiriyor. BU DA KAFA AMA. Ah be hayat! Benim icin ne hazirliyosun bilmiyorum ama bu kadar dolastirdigina gore guzel birseyler hazirlasan iyi olur yoksa cok ayip edersin.
Neyse ben tezime donuyorum. Bugunu de sayarsam son 5.

6 Temmuz 2016 Çarşamba

ACI YOK DAYAN ROCKY!

Bu zorlu surecte son 10 a girmis bulunmaktayim. Thesis defense imden de alnimin akiyla ciktim. Zaten bosanmis ciftlerin cocuklari ile alakali sunumdan sonra benimki insanlari biraz ambele etti, gozlerinden okudum herkesin. SoMi yle , SVO yla kafalari bozmus insanlara iki fMRI amygala dedim hemen advanced bir sey yapiyormusum havasi oldu ortamda. Ah dostlar, ocaktan beri ici beni yakar disi sizi, diyemedim. Surda 3 hafta onceye kadar elimde data bile yoktu, diyemedim. Adeta hersey tikirinda gitmiscesine eller cepte sakali komikli bir sunum yaptim. Ve en guzeli de benim minikkafam beni dinlemeye geldi. Ya bu beni nasi mutlu etti anlatamam. Simdi analiz yapip bikac sayfa yazmak haric baska birsey kalmadi! Dayan Raki!! Aci yok! 6 ay dayandin 10 gun mu dayanamicaksin! Hem belki burdan bambaska bi yerlere gidersin surdan mezun olduktan sonra, belli mi olur? Koca kafana bakmadan sorf filan ogrenirsin, ne bileyim! En nihayetinde ebru kursuna gitmis, mizika ogrenmek icin ders almis insansin. Random lik bizim isimiz!


Ya bi de bakiyorum hepiniz tatillerde orda burda. Kimse demiyor ki Elcin tezini bitirsin de oyle gidelim simdi kiza ayip olur. Ah ulen! Su tez bi bitsin, AGLATICAM O INSTAGRAMI. Saka. Ama nerde iyi dj varsa, o tekno senin, bu house benim burdan tasinana kadar aksamlari gidip sabahlari donucem eve. Cuzdanimda alka seltzer tasicam. Neyse, simdi bu yaziyi post edeyim de biraz dopamine release pattern tablosu yapayim Coffee&Cocounts da. Zaten tezimin ilk sayfasinda buraya tesekkur edicem, su tez asamasinda annem babamdan sonra ustumde en cok emegi gecen sey burasi adeta. 

ego depletion in a nutshell




bayram yazısı

bu bayramda (5 Temmuz'a denk geldiğini farzettiğimiz gün) Amsterdam'daydım. Amstelveen de diyebiliriz tam Amsterdam içi olmuyor ama Amsterdam desem de kim bilecek. Zaten Hollanda'yı toplasan bir Kayseri falan ediyor (bunu salladım ama muhtemelen doğru). Her neyse, bayramda herkes "ne kadar bayram ziyaretlerinin sıkıcılığından bunaldık aman yarabbi onu da aradım bunu da aradım yeter beeee" derken, veya denizlerden kumlu güneşli bikinili paylaşımlar yaparken, ben camsız (bu sefer lab değil) bir amfideydim. Üst dönem tez sunumlarını dinler gibi yapıp bir yandan da makale düzeltiyordum. İnsanın iç sıkkınlığını sadece "aman da ne kadar aile sıcaklığı, aileli aileli  ortamlar, ders yapmayacak kadar boş olmak sıkılacak kadar ders yapmıyor olmak ve boş oturmak söylemleri, denizli tatillerimize bakıncılıklar ve eğlenmenin dibine nasıl da vuruyoruzculuklar" artırabilirdi.

kıskanmak değil belki ama birşeylerin kutlamaları falan bazı durumlarda bazı insanlara dokunabiliyor galiba, bunu hissettirdi biraz. benzer şeyleri anneler ve babalar gününde de düşünüyorum. o yüzden genel bir düşünsellik durumu.

her neyse, iç sıkkınlığım karşısındaki tek avuntum, koca koca insanların "BİZ DE DELİYİZ HE BİZİ DE TEDAVİ EDEBİLCEN Mİ ŞİMDİ .D:D:D:D:D:" sorularına, sosyal psikolojinin nolduğunu ve aslında evrimle uğraştığımı anlatırken, gülümsemelerin yavaş yavaş tebessüme, ordan da nötr bir "poker face"e dönüşmesini izlememiş olmak.


bu arada, yeni mezun çok az şey bilen psikologların taşaklı klinikçiler olmuş gibi yazılar yazmaları :(:((:(

bu dramdır.

20 Haziran 2016 Pazartesi


Sabah 5:30da ince esprili psikoloji dizaynları bulmaktan daha güzel ne olabilir




17 Haziran 2016 Cuma

                                                                YAZIK LAN BIZE!



Labda data mi topluyoruz, hapishane koguslarinda volta mi atiyoruz belli degil.

16 Haziran 2016 Perşembe

Research Master Burnout Tarifi

Yaptığım son hesaplamalara göre sene bittiğinde (ki bu 22 Temmuz'a tekabül ediyor) ultimate burnout breakdown ziyafetim için gerekli içerikleri toplamış olacağım. Damakta keskin bir tat bırakan eşsiz bir lezzet. Siz de dilerseniz evde yapabilirsiniz.

İçindekiler:

9 adet paper
9 adet sunum
3 adet istatistik ödevi
2 adet sınav
7 tutam quiz
12 adet discussion question (bulamıyorsanız mini proposallar da deneyebilirsiniz, zira farkı pek yok)

Yapılışı:

Arada bir haftadan fazla boşluk olmayacak şekilde belirtilen içerikleri arka arkaya alıp karıştırın. Senelik projenizin programlamasına başlayın, daha sonra bulduğunuz camsız bir laba başta hazırladığınız karışımı indirip, karışımı haftada ortalama 8 saat olacak şekilde 10,5 ay bekletin. Öngörüsüzseniz ve pişman olmayı seviyorsanız, üzerine ekstra proje alarak tuz ve biber niyetine ekebilirsiniz.

Afiyet olsun.

15 Haziran 2016 Çarşamba

Datalarin toplanmasi bitmiyordu! Supervisor u hicbir mailine cevap vermiyordu. O da ne? Okulu mu uzayacakti? Olsundu, belki o cok istedigi PhD basvurusundan kabul alirdi. Neeey? Ordan da mi ret? Ret ustune ret geliyordu! Ucan kusa sinirlenen, atarli giderli bir insana donusmustu. Dinlenmek istiyordu, mesela sabah 5 bucukta uyanip ise gidip ordan sabah 10 da labi acmak istemiyordu. Lisbon a gitmek istiyordu. Incecik elbisesini ve topuklu ayakkabisini giyip Porto sarabi icip kafasi hafif, dusunceleri hafif Alfama sokaklarinda dolasmak istiyordu. Cok mu sey istiyodu?

Bazen de caresiz hissettiginde durup soruyordu - CANIMI MI ALACAKSINIZ NEDIR YANI! Iste oyle zamanlarda da boyle sarkilar dinliyordu.

              I DONT CARE 



10 Haziran 2016 Cuma

Kac gündür banyomuzda saykodelik bir ambiyans var. Ampul patlamis, oda arkadasim da ben de Jumbo'ya ugrayip yenisini almayi unutuyoruz. Ve bir cözüm olarak da oda arkadasimin bisiklet farini kullaniyoruz. Simdi bi düsünün allah askina; sabah 5 bucukta ise gitmek icin uyaniyorsunuz, banyo zaten karanlik, bisiklet farini acinca vileda kovasinin o taraflardan bir isik huzmesi yayiliyor. Bulutlu gökyüzülü dus perdesine dogru gelen su damlaciklarini arkadan süzülen isikla beraber gorünce adeta deniz kenarinda romantik bir aksamda yakamoz izliyorcasina bir ambiyans ortaya cikiyor ki, bildiginiz gibi degil. 

Tezin getirdigi gerginlik, basvurularin stresiyle birlesince oyle bir vurdumduymazlik hali aliyor ki, insan ortalikta, sikerler, diye dolasiyor. Yani demem o ki galiba banyo bir sure bisiklet fari ile aydinlanacak bizim evde. 

9 Haziran 2016 Perşembe

Çok şükür bu mübarek ramazan ayında Türkiye'de değilim. Geçen senelerde bir arkadaşımla fotoğraf çekerek yürüyüş yapalım diye dışarı çıktığımızda şort ve taytla gezdiğimizden "cık cık cık BUMÖBAREKRAMAZANAYINDA" diyen teyzelerin yanından geçmiştik. Avrupa'da böyle değil.
Avrupa'da zaten şort giyecek kadar sıcağı göremedim. Yani Ramazan için aslında ideal bir yer. Lakin, hava şu sıralar 11 gibi kararıyor.
Yani bekliyosun bekliyosun kararmıyor.
Akşam yemeği hep bir öğle yemeği havasında.
Hava aydınlık olduğu için daha yeni yemek yediğini düşünüp bekliyor, bekledikçe de yatma saatinin geldiğini farkediyorsun.
Sabah olunca güzel ev arkadaşın sarımsaklı balıklı yöresel yemeğini yapmış olacak.
Artık uyku zamanı. Uyu ki bu enfes koku şölenine bir an önce kavuşabil. 

 n
   i
    n
      n
        i
     b
       e
         b
           e
             y
              i
                m

Bizim güzel Uilenstede sakinleri emeklilik ruhunu dibine kadar yaşattığından, sıcak olduğunda bile insan baharın geldiğini çok anlayamıyor. Nerede bu partiler? Nerede bu cıvıl cıvıl kuş ötüşleri altında çimde oturup piknik yapmacalar? Nerede bu dev festivaller? Hani Avrupa'da böyleydi? Değilmiş. Gençliğe dair tek gösterge yan odamda sevişen ev arkadaşım.

Bir de insan hasta olup odasından ancak okula kadar gelip okulda da camsız lab'da saatlerini geçirince ne kuş görüyor ne de çimenlik alan. Şimdi de labda gerçeklikten olabildiğince uzakta sümkürüyorum. Vücudumun parti alanı olan sinüs boşluğumda Selda Bağcan, Yuh Yuh söylüyor. Mukozalar da Coachella kostümlerini giymişler twerk yapıyorlar.  Gurbetçi mukozalar bu şarkıda twerk olmaz yalnız diye yanda kollarını kavuşturmuş twerk mukozlarına bakıyorlar.



mukozalarım konser çıkışı selda bağcan'dan imza alırken

 

Tanrı füzyonu korusun.


Data toplarken, Cem Karaca-Askaros Deresi çalıyordu

5 Haziran 2016 Pazar


Kiza sormuslar, PhD interview ine nasil hazirlaniyorsun diye, supermanli ic camasiri giyerek, demis.






17 Mayıs 2016 Salı

Buyur.

Evim diiceksinn. Ayakkabilarini cikar da gir diiceksinn. 

Hazin sonla biten mini serserilik hikayesi

Gecenlerde merkezden trama bindim. Bir iki durak sonra da karsi caprazimdaki bos koltuga bir cocuk oturdu, muhtemelen Dutch. Havalarin isinip kanlarin kaynamasi bunyeleri hareketlendiriyor tabi. Yol boyu cocukla minik kesismeler, yok efendim caktirmadan karsilikli gulumsemeler filan. Sehrin suburblerinde yasadigimdan yol da bir hayli uzun tahmin edersiniz ki. Bizim buralara kadar geldik hala ikimiz de inmedik. Sonra ben Kruidivat a ugramam gerektigini hatirlayip evimden bir onceki durakta indim. O da ne! Cocuk da ayni durakta indi. Ustelik ikimiz de Kruidivat a gidiyoruz. Icerde alicaklarimi alip cocugu gormeden kasaya yoneldim. Tesadufun bu kadari arkadaslar, cocuk da hemen onumde sira bekliyor. Isin hazin kismina geliyorum simdi hazirsaniz. Cocuk kasaya geldiginde kondom aliyor. Ben ise  hemen arkasinda 24 lu tuvalet kagidini koltugumun altina sikistirmis halde sirada bekliyorum. Hikaye burda bitiyor. Tesekkurler.


11 Mayıs 2016 Çarşamba

Simdi size Uienstede ile hicbir ilgisi olmayan bir animdan bahsedecegim.

Gecenlerde ailemi gormeye Izmir e gittim. Orda oldugum zaman icinde de kendi sim kartimi kaybettigim icin annemin telefonunu kullaniyordum. Gerek kocaman kirmizi kilifi, gerekse kizlarinin fotografini koydugu ekran resmiyle tam bir anne telefonu. Neyse. Simgeyle suslenmis puslenmis ve havali bir sekilde Izmir in en hipster mekanlarindan olan gazozcu Munire ye gittik. Gazozlarimizi huplettikten sonra ben tuvalette rujumu tazeliyorken, Simge de hesabi odemeye kalkmisti.

Iste ne olduysa o ara oldu. Mekanin sahibi bizim masanin yaninda durmus, saskinlikla sesleniyordu, bu canta ezan okuyor. BEN SOK. SIMGE SOK. Gercekten de biri cantamin icinde yaldir yaldir ezan okuyordu. Durumu anlamamiz cok uzun surmedi, annem yeni indirdigi ezan saatleri uygulamasinda yanlislikla ezan okumayi da secmis. Ben cantam kucagimda, bir yandan kahkahalar atarken, bir yandan da ezani kapatmaya calisiyorum. Bunu yaparken de alarm gibi ya kapatamassam da ertelersem diye endiseleniyorum. Kafenin icindeki insanlardan merakli bakislar, herkes bir aciklama bekliyor. Ben hic orali degilim. Simge yetisiyor imdada, biz de inananlar insanlariz canim, diyor. Cehapeli laik teyzenin oglu oldugu cok belli adam, tabig canim biz herkese saygi gosteriyoruz, diyor. Bu sirada adamin arkasinda duvara asilmis Ataturk un genclige hitabesini goruyorum. O sirada yan masadaki adam muhabbete katiliyor, canta da disardan cok liberal gorunuyor fakat ici baya konservatif.

Sahibiyle tanisip muhabbet ederek girdigimiz mekana, rujumu saskinliktan tuvalette unutmus bir sekilde, Simgeyle kol kola ve kikirdeyerek uzaklasiyoruz.

iste hikayede gecen liberal canta. 





2 Nisan 2016 Cumartesi

master nedir

İlkokulda her sınıfta "ÖĞRETMENİM ÖĞĞĞRETMENİİİİEAAAM" diyen, liseye geçince sınavım çok kötü geçti diyip 100 alan, 99 aldığında da hof neden 100 değil diyen sınıf arkadaşlarınızı düşünün. Normalde 25-30 kişilik sınıflarda birer tane bulunan bu adamları alın bi sınıfa koyun. Şimdi bu kişilerin iyice aşırı inanılmaz "efficient" en birinci zaman yönetimi teknikleriyle büyüyüp 23-25 yaşlarına geldiğiini düşünün. Kulağa korkunç geliyor değil mi, ama işte burası bir master sınıfı.

Peki ya bu sınıf Daç örgün eğitimi içerisindeyse ne oluyor?
Türkiye'de yıldızlı pekiyi alınan ödev burada 10luk sistemde 7 alıyor. Kalpler kırılıyor. Türkiye özlemi ve hasreti, pişmanlık gözyaşları...

Bunlar yetmezmiş gibi bir de periyod sistemiyle canlar yanıyor. Birbiri ardına neredeyse ara olmadan gelen dersler, bi önceki dersin hüznünü unutturuyor, burkulan yüreklere taze bir acı ekleyerek, kişiyi ruhsal tükenişe bir adım daha yaklaştrıyor.

Çağla sıla özlemiyle yanıp tutuşurken kaybettiği ve her dakika kaybetme riskiyle yaşadığı not ortalamasını arıyor.. Ekibimiz Çağla'nın eski not ortalamasına ulaştı, biz de onu stüdyomuza çağırdık.. Bakalım kapı açıldığında, not ortalaması da ona kavuşmak için gelmiş mi, göreceğiz. Özlem giderilecek mi?
Bekliyoruz.


27 Mart 2016 Pazar

oo abi amsterdam mı eke eke eke

İnsanlar sanıyorlar ki Amsterdam'a okumaya gelince insan red light'ta her gün sevişiyor, kız kesiyor, peep showlardan çıkıp bdsm live showlarına giriyor. Biz burada Uilenstede'deki odalarımızdan popomuzu kaldırıp dışarı çıkamıyoruz. Bir adet kabağın fiyatı ne kadar biliyor musunuz tam .70 euro. Yani iki kabaklı yemek yapmaya kalksan sadece kabağa 4.48 TL ödüyosun. Kabak yav. Neyse. Türkiye'den gelişlerimizle kurduğumuz minik Türk kilerlerimiz var ve getirdiğimiz analı-kızlılar, yayla çorbaları bitiyor diye markete gidip ezogelinle kompanse ediyoruz. Spor salonunda kayısı kemiriyoruz. Kafam bir gün sadece alkolle iyi olsa ertesi gün tam 24 pomodoro kadar uyurum. O 24 pomodoro ne kadar önemli bilir misiniz? Bilmezsiniz. Burada hayat sanıldığı gibi partilerle geçmiyor arkadaşlar.


Ot da legal değil. Tollöröröörö.

19 Mart 2016 Cumartesi

Domates Biber Patlican


Bilgisayarin basina paper yazmak icin oturdugunuz halde yazi yazmaya bir turlu baslayamiyor musunuz? Iki makale okumayi amacladiginiz bir saatte kendinizi Johannesburg da is ilanlarina bakarken mi buluyorsunuz? O halde size yardimci olabilecek bir onerim var. POMODORO! Evet, domates!
Pomodoro, 80 lerde Francesco Cirillo isimli bir Italyan tarafindan gelistirilen, verimliligi artirmayi amaclayan bir teknik. Adini bu domates seklindeki kronometreden aliyor. Teknik aslinda cok basit, 25 dakika calis ve 5 dakika dinlen. Her bir 25 dakika bir pomodoro oluyor. Sizin yapmaniz gereken, yapacaginiz ise baslamadan once kac pomodoroda isinizi bitirebileceginizi planlamak ve yaptiginiz plana sadik kalmaya calisarak pomodorolamak (evet, artik pomodoro yu hem fiil, hem zarf, yeri geldiginde sifat olarak bile kullaniyoruz). 25 dakika ilk basta kisa gibi goruneblilir, fakat gercekten odaklandiginizda (ki 25 dakikalik bir pomodoro bunu gerektirir) aslinda ne kadar uzun oldugunu fark ediyorsunuz.
Bilgisayariniza veya telefonunuza aplikasyonunu indirebilirsiniz. Bu sayede 25 dakika doldugunda ziril ziril oten alarm sesiyle kendinizden gecebilir, vay arkadas ne odaklanmisim zamanin nasil gectigini hic anlamamisim heee diyen ic sesinizle kendinizi sasirtabilirsiniz.


Merak edenler, kaciranlar ve yeniden izlemek isteyenler suraya.


11 Mart 2016 Cuma

Part- time garsonluk icin is basvurusu yaparken basiniza gelebilecek en guzel senaryolardan biri de CV nizi yollarken  yanlislikla Ph.D. basvurusu icin hazirlamis oldugunuz, lisans ve yuksek lisans transkriptli CV nizi yollamaktir. Bu sayede isverene kendinizle alakali onun zerre kadar onemsemedigi detaylari verebilir, bu is icin dogru insan oldugunuza dair karsi tarafi ikna edebilirsiniz. En nihayetinde SPSS bilmeyen garson mu olur?

Oysa ki bir aylik cilgin Simit Sarayi deneyimimden sonra sansimin yuksek oldugunu bile dusunmustum.
Oysa ki bir aylik cilgin Simit Sarayi deneyimimden sonra sansimin yuksek oldugunu bile dusunmustum. 

6 Mart 2016 Pazar

'Hollanda Sosyal Dayanisma Agi' sayfasinda birbirimizle dayanisirken.



Karar Yuce Halkimizin

Solda gormus oldugunuz kek, her ne kadar goruntusuyle istah kabartiyor olsa da, tadinin cikolatali kekten cok peynirli borege benzemesinden dolayi kek kriterlerine pek uymuyor. Saniyorum bunda keki yaparken seker koymayi unutmanin da etkisi var.
Sagdaki kek ise iri kiyilmis cevizleri ve agza atildiginda pupilleri costuran cikolata tadina ragmen, resimde goruldugu uzere, yarisina kadar olan yaniklariyla üzüyor. Oyle ki, apartman girisine kadar tasan davetkar yanik kokularini takip ederek evi bulmak mümkün.







Hayatimizin, borcamin kutusu acilmayan bir dügün hediyesi degil, bir ihtiyac oldugu zamanlarindayiz.








4 Mart 2016 Cuma

Uilenstede'deki 8. ayımda meyve sinekleriyle mücadeleye başladım. Evi meyve sineklerinin bastığını seziyordum fakat durumun vahametini, çöpleri normalde hiç çıkarmayan ev arkadaşım çöpleri çıkarınca anladım. Bu mücadelemi sürdürebilmek adına böcek spreyi almaya Amsterdam ayazına çıkmıştım ve döndüğümde ev arkadaşım aylardır temizlenmeyen mutfağı temizlemeye başlamıştı. Neyse, tabaklara çanaklara bişey olmasın diye üzerlerine bi çöp poşeti kapattım ve mutfağı ilaçlayıp kapıyı kapattım. Ev arkadaşımla 10-15 dakika sonra ölmüşler mi diye baktığımızda ev arkadaşım henüz hepsinin ölmediğini söyleyip eline spreyi aldı ve gördüğü sineklerin üzerine PISSSS PISSSSSSS diye sıkmaya başladı. Ne olduğunu anlayamadan duvarlar ve dolap kapakları ilaçlanmıştı. YA NAPIYON GEREK YOK O KADAR NAPTIN dedim. Sonra kız merak etme hespini öldürcem dedi. Ben de onları öldürcen diye biz ölmeyelim gerek yok şu kapı altlarına sıkalım sonra sen bi havalandır ben okula gidiyorum diyip çıktım. Kendisi dün dışarıya çöp koyup kapıyı açıp meyve sinekleri evden oraya intikal etsin diye bir düzenek (ingiliz üst kat komşuma gelip LA HAYIRDIR İNŞALLAH ÖLMEDİNİZ 3 SAATTİR AÇIK KAPI MAL MISINIZ diye sorduran düzenek) hazırlamış fakat sonrasında çöpü tabi ki atmamıştı. Neyse ben bunu da atıyorum sen de evdeki çöpü çıkar dedim çıktım.

Şimdi akıllarda bir soru var. Eve döndüğümde tabaktan çanağa, fırınımdan buzdolabının üstüne kadar herşey spreylenmiş olacak mı? Sanırım bunu öğrenmenin tek yolu var.. Haftaya hala yaşıyor olursam, sıkmamıştır.


https://i.ytimg.com/vi/jq9rfe5EbJo/hqdefault.jpg
Ev arkadaşım (temsili)
"KANKA DUR ÖYLE KAL HİÇ KIPIRDAMA AĞZININ ÜSTÜNE KONMUŞ, SIKIYOM BAK DUR"

1 Mart 2016 Salı

climax'i olmayan klasik bir çağla anısı

Bugün araştırma metodları dersime gidip, ders başında okuduğumuz makalelerden yapılan quize girmeden önce sınıftaki konuşmayı dinledim. Daçların efficiencyde bir dünya markası olduğunun sembolü arkadaşım "makaleleri okumaya sabah 8'de başladım, 11'de de bitirdim" dedi. Ben ise o saatlerde bir önceki gün daha uzun vaktimi almış olan makalelerden henüz tek bir makalenin tekrarını yapıyordum, ÇÜNKÜ EFFICIENT DEĞİLDİM. Ve çıkabilecek muhtemel garip sorulara hazırlıklı olmak istiyordum. Her neyse, ben dedim iyi ben tekrar da yaptım iyiyim.

Akademi ve sosyal psikoloji deyince insan müthiş analizler kasılıyor, acayip teoriler hakkında muhteşem tartışmalar yaşanıyor sanır. Ve de yurtdışında itibarı olan bir okulda quizlerin de bilgiyi güzel bir şekilde ölçeceğini tahmin eder. Oysa ki bugünkü quizde; "okuduğunuz makalede bahsi geçen araştırmacıya nasıl saldırmışlardır?" sorusunu gördüğümde dedim ki, yav. ben orasına dikkat etmemiştim. dur bir de şu cevap şıklarına bakayım belki hatırlarım diye içimden geçirip şıkları okudum:
Wilson Bey (temsili)


a- gözlüklerini alıp kırmışlardır
b-yüzüne yumruk atmışlardır
c-suratına domates atmışlardır
d-kafasına su dökmüşlerdir
e-ayağına bowling topu düşürmüşlerdir


eleyerek gittim fakat olduramadım. makaleleri iki kere okumuş olmama rağmen Wilson beyin kafasına su döktüklerini nereden bilebilirdim ki?



akademi bu değil. olmamalı.

29 Şubat 2016 Pazartesi

Hangimiz avokado hangimiz kruvasan?


Gozlerimiz sasi olmustu


Klasik bir Uilenstede akşamı

Kupalarda sıcacık çayları evden getirmek mezarcılık değil,
Uilenstede için bir norm.






Haftaya başlangıcımızın vazgeçilmezi BBBB (daççada göt göbek bacak baldırın kısaltması) çıkışı spor salonundaki cafe'ye çalışmaya geldik. Bu Dutchların efficiency'den sonra en sevdiği şey füzyon mekânlar olduğundan ultra hipster cafenin yanında terleyen insanların olması garip olmuyor.

Ve de güzide ilçemiz Uilenstede'nin en güzel yanı spor salonunun evimizin tamı tamına 1 dakika uzaklığında olması.

FUCKING TOURISTS!




Hele 3'lü 5'li paytak paytak bisikletlerini sürerlerken karşıdan tram geliyor da yolun ortasında LAPS diye durup ne yapacaklarını bilemeyip bisikletten inmeye çalışıyorlar, o sırada bisikletin tekerleri tram line'larına takılıyor, sonra dengelerini kaybedip yere düşüyorlar ya. Çok üzüyor.

Avrupa'da hiç böyle değil.



Halil Sezai?


Sleepy Mornings

Ot ve seksin merkezi Amsterdam’da, çok da merkezi olmayan Uilenstede’ den,  bedava kahvaltılı ve ‘Ethics’ temali bir Creative Mornings* konuşması dinlemek üzere sabah 7 buçukta buluştuğumuzda kafalarda tek bir soru vardı. BİZİ DELİ Mİ SİKTİ? Ama neden olmasındı? Sonuçta kahvaltı bedavaydı. 

Konuşmanın olacağı FOAM fotoğraf müzesinin önüne 8.15'de geldiğimizde henüz kapılar açımamışti; cunku dutch efficiency si 8.30 etkinliğine 8.29 'da gelmeyi gerektirir.
 İlk başta vizyonsuz gibi görünen bu aktivite, konuşmayı dinledikten sonra vizyonlu hareketler komitesi tarafindan onaylanarak akademi tarafından darlanmış frontal cortexlerimize tatlı bir bahar havası getirdi.
*CreativeMornings yaratıcılığı önemseyen insanları kahvaltı eşliğinde ayda bir bir araya getiren bir konuşmalar serisi. Siz de eğer yasadiginiz yerde bu konuşmaları takip etmek isterseniz, daha fazla bilgiye CreativeMornings in bu sitesinden ulaşabilirsiniz.
* Bu ayın ‘Ethics’ temali Amsterdam konuşması Roos Groothizen adlı multimedia sanatçısının internet gizliliği projesi üzerineydi. Bu konuşmayı ve daha fazlasını izlemek isterseniz sizi suraya alalım.