Amsterdam - Izmir ucagindayim. Oradan da havaalanindan cikmadan, direk ic hatlardan Ankara'ya gecicem. Peki o halde neden direk Amsterdam - Ankara ucagina binmedim? Babam boyle pasta yapmayi nereden ogrendi?
Koltuk numaram 17E, Bir baska degisle "I am the queen of the kolcaks". Bacaklarini aca aca oturmus full + full 2 stereotypical turkish men in arasindayim. Cam kenarindaki bey koltuga oturur oturmaz agzina bir sakiz atti, onu cigniyor. Tat kaciran bir durum. Cunku ben sakiz cigneyen insana tahammul edemiyorum. Tiyatrolarda, sinemalarda belali bir karakter yaratilmak istendiginde agzina neden hemen sakiz tikistiriliyor? Cunku sakiz cignemek karsidaki insani tahrik eder. "Gel ulen, hadi daha yumruk bile yapmayi beceremedigin ellerinle gom suratima bir tane de goreyim" manifestosudur sakiz cignemek. Kabul ediyorum, bu konuda ekstra bir hassasiyetim olabilir. Bu sebeple yanimda agzinda sakizla biri belirirse "Aaa unutmusum, benim bugun hali saham vardi simdi hatirladim, acil kalkmam lazim" der (modern sabahlar bknzi) ve usulca ortami terk ederim. Fakat yerden cokca feet yukseklikte bir ucagin icinde yanyanayiz ve benim elimden gelebilecek pek de bir sey yok.
Ucak kalkali yaklasik bir saat oldu. Cam kenari beyi, ki kendisi hikayenin kalan kisminda 17F olarak gececek, ayni sakizi cignemeye devam ediyor. Evde temizlik yapan anne sakizi (i.e. falim) olsa bir saattir kaybolmamasini anlarim, ama o minik sakizin coktan sekerinin bitip hacminin kucule kucule yok olmasi ve bir noktada yanlislikla yutulmasi gerekiyordu.
5.05 pm: Yolculuk devam ediyor... Central viewim kitabimi okumakla mesgulken peripheral viewim 17F yi kesiyor.
5.35: Koridordaki yemek arabasi bize dogru yaklasiyor.
Bunu goren 17F'de bir hareketlilik basliyor. 17F heyecanlaniyor. Ucaga bindiginden beri sabirsizlikla bekledigi o ana hazirlaniyor. Ondeki koltugun arkasindaki tepsiyi aciyor.
Sonra AGZINDAKI SAKIZI TOP YAPIP YUZEL ALANINI IYICE KUCULTTUKTEN SONRA TEPSIYE YAPISTIRIYOR.
Hic tanimadigim birinin sakiz cignemesine maruz kaldigim yetmiyormus gibi bir anda hic tanmadigim birinin agzindan cikan ustu tukuruklu sakizina maruz kaliyorum.
Sakizin tepsideki pozisyonu dikkatlice secilmis, zira tepsinin en kiyisinda, dustu dusecek bir yerde duruyor. Yemekten sonra tekrar agzina tikistiracak herhalde, diye dusunuyorum.
Yemegini yerken muzigi eslik ediyor 17F'ye, sarkinin ritmine baya bir kaptiriyor kendini. Peripheral viewimden fist pumplara sahit oluyorum. (Ah evolutionary sebeplerle asiri gelismis canim peripheral viewim, keske isteidigimde seni kapatabilecegim bir dugmen olsa). 17F'nin kendisini turkish rap in ilik sut sicakligindaki kollarina kaptirmis olabilecegini dusunuyorum, cunku bisikletle 90BPM dinlerken giderken ben de kendimi boyle bulabiliyorum. Sonra gozum telefonunun ekranina kayiyor. Spotifyda izmir marsi dinledigini goruyorum.
6.03 pm: 17F yemegini bitiriyor. Sandvic posetinin copunu hostese veriyor. Tepsinin ustundeki sakizi tam da tahmin ettigim gibi geri agzina atiyor.
Aradan yarim saat daha geciyor.
Tepsileri kapatip gunesliklerimizi aciyoruz ve koltuklarimizi dik konuma getiriyoruz.
Artik inis icin haziriz.
Sosyal psikolog olmak üzere kendilerini Amsterdam'da bulmuş iki kadının maceracıkları
23 Ağustos 2019 Cuma
18 Ağustos 2019 Pazar
Fantastik 1 Cumartesi - Part 2
Canim Caglayla sonunda kavusup bulusmanin planlandigi adrese dogru yuruyoruz. Gathering e katilacak insanlar hakkinda en ufak fikrimiz yok. Acaba bizi nasil bir event bekliyor? Bilkentteki aksam 5.30 dersinden sonra duzenlenen B binasi giris kat amfilerindeki ogrenci klubu toplantisi gibi bir ortam mi? Ya insanlarin elden ele maklube dondugu bir ortamsa? Kendimizi herseye hazirliyoruz ve her ihtimale karsi bir safe word belirliyoruz. APRICOT. (New Girl sevenler wink wink). Ortamdan ayrilma vaktimiz geldigini ilk dusunen apricot u cumle icinde kullanacak ve yavasca ordan ayrilacagiz.
Bulusacagimiz adrese geldigimizde kendimizi bir anda hastanede buluyoruz. Yeni insanlarla tanisip goygoy muhabbet edecegimizi dusunerek geldigimiz yerde yanimizdan tekerlekli sandalyede, kolunda serum takili hastalar geciyor. Etrafimiz beyaz onluklulerle ve sedyede yatan yaslilarla sariliyor. ALLAAALLAAA nidalariyla bulusulacak odayi ariyoruz. Eventi duzenleyenlerden biri bizi kapida karsiliyor. Bir takim koridorlardan geciliyor. Bir takim kapilari acmak icin kartlar okutuluyor, hangi kata cikman gerektigini daha binmeden karar vermeni bekleyen bir takim aceleci asansorlere biniliyor. Ve voila! Bulusmaya variyoruz. Biz odaya girdigimiz sirada herkes Dutch konusuyor, ortama Turkcemizle dahil oluyoruz.
Toplamda 6 kisi var, cogunluk benim de magdur oldugum trenyolundaki ayni construction sebebiyle gec kalmis. Biz gruba nasil yon verebilecegimize dair brainstorminge basladigimiz sirada odaya ogle yemegi icin hazirlanmis yemekler geliyor. Masada once bir tabak klasik dutch sandvici goruyoruz. Nothing unusual. Fakat hemen sonrasinda bu sandviclere bir tencere sarma eslik ediyor! Gruptan birisi oturmus ve bir tencere sarma sarmis arkadaslar. Cumartesi ogleden sonramizi gecirdigimiz Rotterdamdaki, hastanenin tam olarak nerede oldugunu kestiremedigimiz odasinda, bir tencere sarma, dev limonlu pasta, mandalina ve cilek tabaklari ile donatilmis yan masa manzaramiz esliginde brainstormingimize siradaki soruyla devam ediyoruz: bu gurubun ideal bulusma sikligi ne olmali?
Bulusacagimiz adrese geldigimizde kendimizi bir anda hastanede buluyoruz. Yeni insanlarla tanisip goygoy muhabbet edecegimizi dusunerek geldigimiz yerde yanimizdan tekerlekli sandalyede, kolunda serum takili hastalar geciyor. Etrafimiz beyaz onluklulerle ve sedyede yatan yaslilarla sariliyor. ALLAAALLAAA nidalariyla bulusulacak odayi ariyoruz. Eventi duzenleyenlerden biri bizi kapida karsiliyor. Bir takim koridorlardan geciliyor. Bir takim kapilari acmak icin kartlar okutuluyor, hangi kata cikman gerektigini daha binmeden karar vermeni bekleyen bir takim aceleci asansorlere biniliyor. Ve voila! Bulusmaya variyoruz. Biz odaya girdigimiz sirada herkes Dutch konusuyor, ortama Turkcemizle dahil oluyoruz.
Toplamda 6 kisi var, cogunluk benim de magdur oldugum trenyolundaki ayni construction sebebiyle gec kalmis. Biz gruba nasil yon verebilecegimize dair brainstorminge basladigimiz sirada odaya ogle yemegi icin hazirlanmis yemekler geliyor. Masada once bir tabak klasik dutch sandvici goruyoruz. Nothing unusual. Fakat hemen sonrasinda bu sandviclere bir tencere sarma eslik ediyor! Gruptan birisi oturmus ve bir tencere sarma sarmis arkadaslar. Cumartesi ogleden sonramizi gecirdigimiz Rotterdamdaki, hastanenin tam olarak nerede oldugunu kestiremedigimiz odasinda, bir tencere sarma, dev limonlu pasta, mandalina ve cilek tabaklari ile donatilmis yan masa manzaramiz esliginde brainstormingimize siradaki soruyla devam ediyoruz: bu gurubun ideal bulusma sikligi ne olmali?
Ceyrek altinlarimizi verdikten sonra -bize artik musade- deyip Caglayla toparlaniyoruz. Donus yolunda cikisi bulacagimizdan pek de emin olmayarak bizi bu odaya getiren kizin instructionini dinliyoruz: -Koridordaki kapinin dugmesine basin. Cagla bu instruction i bir hayat mottosu olarak sahipleniyor ve koridordaki birkac kapinin her dugmesine sirayla basmaya basliyor. Birkac deneme sonra aceleci asansore ulasiyoruz. Fakat inecegimiz kati tam kestiremiyoruz. Ilk denememizde kendimizi hastanenin acil servisinde buluyoruz.
![]() |
| Figure 1. Bir cumartesi ogleni kendilerini Erasmus MC acil servisinde bulan Tebessum Sehri Uilenstede vatandaslari |
Iki denemeden sonra sonunda cikisa ulasiyoruz. Sabah yapilamayan planlari gerceklestirmek uzere cilbir ile acai bowlun ayni menude oldugu bir cafeye gidiyoruz. Sonrasinda icinde bagzi tavuklarin ve lilalarin gectigi minik bir alisveris turu. Ve kapanis.
Fantastik 1 Cumartesi - Part 1
Aylar suren sessizlikten sonra tekrar tebessum sehrimizdeyim. Bu gecen zamanda blogluk elbette ki fazlaca ani birikti; ozellikle Limassol anektodlari ve cagla ve zurafasi uzun baska bir haftasonunun urunu olmak icin siraya girmis bekliyor. Fakat oyle fantastik bir cumartesi yasandi ki, detaylar hafizalardan silinmeden yaziya dokulmesi gerekiyordu.
Caglanin post-holidayi ve benim pre-holidayim arasinda sadece bir haftasonu vardi, bulusulmasi elzemdi ve biz bu hafta sonu icin planlar yapiyorduk. Bu arada ayni hafta isteyken bir mail geldi; Hollandada yasayan bir grup Turk PhD kendileri gibi Hollandada yasayan diger Turk PhDlerle iletisime gecip -siz bir sini kemi kere bozala bos basli pis porsuk musunuz?- demis. Hayir hayir, bir gathering planliyorlarmis ve bizi haftasonu Rotterdam a cagirmislar. Karsilikli "Sen gelirsen gelirim"li pazarligimizdan sonra Caglayla bu inci tanesi cumartesimizi Rotterdamda once vizyonlu ve acai bowllu bir kahvalti, ardindan da -maksat yeni insanlarla tanismak, muhabbet, goygoy- motiviyle gathering olarak planlamistik.
Butun hafta cumartesi kahvaltimizin hayaliyle gun saydim. Cumartesi sabahi erkenden kalkip istasyona gitmek icin bisikletime dogru gittim... Ve evet. Bu uc noktanin anlamini saniyorum hepimiz dogru tahmin ettik. Bisikletim park ettigim yerde yoktu. Lanet olasica bok kafali hirsizlar yine bisikletimi calmisti. Kanepe konforundaki bisikletim yine kim bilir hangi insanlarin ardini gezdiriyordu.
Ustunde cok durmamaya calisarak yuruyerek istasyona gittim. Olsundu, Caglayla guzel bir kahvalti bu kotu baslangici kompanse ederdi. Yurudugum icin planladigim trenimi kacirdim ve bir sonrakine binebildim. Kulagimda kulaklik, modern sabahlar dinleyerek gidiyorum. Tilburga geldigimizde trende bir hareketlilik. Neredeyse vagonun tamami bosaldi. Ben ise -Cumartesi sabahi bu kadar insani Tilburg'a getirecek ne vardi?- diye dusunup trenin tekrar hareket etmesini bekliyorum. Tren hareket ediyor. Fakat ters yone... Bilin bakalim bu uc nokta ne icin? Evet, tren Eindhoven'a geri donuyor; kendimi Eindhoven'dan Eindhoven'a giden trende buluyorum. Tipki birkac yil once Maastricht'ten Maastricht'e giden trende buldugum gibi! -Gordugunuz gibi yillar geciyor ama benim Hollanda hayatim dev rutinlerle devam ediyor.- Geri Eindhoven'a donup baska bir trene biniyorum, trenlerde sorun oldugu icin iki kere aktarma yapmam gerekiyor, ve planlanan bulusma zamanindan saatler sonra Rotterdam'a variyorum. Gun sayarak bekledigimiz kahvalti yalan oluyor, Caglayla bulusup direk Turkish PhD eventine dogru gidiyoruz. Devami birazdan. (DEV CLIFFHANGER)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

