29 Ekim 2019 Salı

PAZAR KOSUSUNDAN OBEB OKEK'E UZANAN DOLU DOLU BIR SABAH

Gecenlerde havanin guzelligini firsat bilip disarda kosmaya karar verdim.

Evimin yakinlarindaki gole gititm. Golun etrafindaki bir turun yaklasik 2 kilometre oldugu goal setting i kolay, motivasyonu yuksek, havasi temiz, yollari patika bir kosu rotasi burasi. Yakinlarda bir yerlerde bisikletimi park ettim, minik adimlarla kosmaya basladim. Bi bes dakika saat yonunde kosmaya basladiktan sonra saat yonunun tersinde kosan pembeli kadinla karsilastim.

Kosumun ikinci turunda pembeli kadinla ilk turdakindan daha erken bir yerde karsilastik. "Demek ki bu pembeli kadin benden hizli kosuyor" diye dusnurken kafamin icinde kontrol edemedigim bagzi coktan secmeli secenekler belirmeye basladi. Ucuncu turumu kosarken soru kafamin icinde benim kontrolum disinda iyiden iyiye netlesti. "Iki insan ayni anda cevresi 2000 metre olan dairesel bir pistin etrafinda ters yonlerde kosmaya basliyor. Ikinci kez pistin 1500 metresinde karsilastiklarina ve birinci kosucu dakikada 20 metre kostuguna gore ikinci kosucunun saatteki hizi nedir?"

Asla dogru bir sekilde formule edemedigim bu problem kafamda belirirken simultaneously baska konseptler de kafamda patlamis misir gibi patlamaya basladi ve soruyu cozmek icin OBEB OKEK bilgisi kullanmak gerektigini hatirladim.  Mis gibi oksijenle dolmasi gereken cigerlerim, okek obeb in aklima gelmesiyle tatsiz flashbacklerin yasattigi huzursuzlugu absorbe etmeye basladi.

-Mini flasback to 2007- Molalarimda dinlenmek icin anlatim bozuklugu cozdugum bir oss ye hazirlik sureci. Tenefuslerde kafam dagilsin diye guvender geometri cozuyorum. Sinif arkadaslarimla iletisimim "hafta sonu kac soru cozdun?" seviyesinde. Bu temponun icinde harcadigim butun zamana ve  efora ragmen asla ogrenemedigim, kafama kesinlikle girmeyen bir konu var: OBEB OKEK. Asla ogrenemedim. Ne etutler, ne ozel dersler almama ragmen obeb okek benim icin dunya uzerinde anlasilmasi en kompleks konulardan biri olarak bu gunlere kadar geldi. OBEB OKEK yazarken bile midemdeki cuceler mini bir kazi calismasina girisiyor.

Alin size bir pazar sekeri:
Kenarlar 3, 4, 6 cm olan diktortgenler prizmasi seklindeki tuglalardan bir kup yapilmak istense ve 400 tane tugla bulunsa, ve bu tuglalari hic arttirmadan bir kup yapmak icin kullansak, kac tane tuglaya ihtiyac vardBOOGOGSDFJLHFJ DFKHDF.

Bu postu yazarken ben bi fena oldum, tansiyonum dustu. Gideyim de kendime bi tuzlu ayran yapayim.




22 Ekim 2019 Salı

Tez konumla alakali en bilinen konferanslardan biri gecen sene Amerikada, bu sene Guney Kore'de duzenlenmisken bilim bakalim BENIM PAPER SUBMIT EDECEGIM ONUMUZDEKI SENE nerede duzenlenecek? Hemen soyleleyim, EINDHOVEN. Konferansa dunyanin bir ucundan gelen insanlarin yanina sadece mini bir asansor yolculugu ile varacak olmak; bu bir dram degildir de nedir?

                                 
                              *      *       *       *       *       *        *        *      *     *

Regl oldum ve asiri duygusalim.

Bugun yine ofiste guzel guzel muzigimi dinleyip paperimi yaziyorum. Psychedelic anatolian rock dinlerken playlist bitmis, spotify hesabimi kesfete yollamis. Bir anda kulagimda hekimoglu calmaya basladi. Self-tracking paperi yazarken hormonlarim beni usulca ele gecirdi ve hekimoglu dinlerken  gozlerim dolmaya basladi. Aman allahim o nasil duygusal bir sarki! Bir yandan hekimogluna iclenirken bir yandan da self-tracking contextinde motivation ve commitment arasindaki farklari listeliyorum. Sonra durumu kontrol altina alabilmek icin hemen serserilige giris 101 playlistine gectim de modumun basement kata inmesine izin vermeden poposundan hafifce ittirip asansore bindirdim ve yukari katlara ulastirdim.

Canim hormonlarim... Hormonlarimiz...









usenerek cevre korunmaz


bataryalari recycle etmeyi surekli unuttugum veya markete goturmeye usendigim icin apartman yoneticisine apartmana bataryalar icin recycle box koyar misiniz diye mail attim.
-birinci dunya usengeclik problemlerine kolay cozumler.


biliyor muydunuz ki plastik kiyafetler hep okyanuslara karisiyor sonra baliklar onlari yiyor biz de baliklari.. o yuzden mumkun mertebe hep pamuklu giyinin.
kalin saglicakla.

21 Ekim 2019 Pazartesi

kesin tasinilacak olan bir eve yatirim yapmak ve bu yatirimin anksiyetesi uzerine

master sonrasinda ilk defa tek basina yasayacak olmamla beraber gaza gelip unfurnished eve ciktim ve evime istemedigim tek bir parca esya sokmadan yerlesebildim. simdi bu ev ile olan birlikteligimin 3. yilina girdim. bu birliktelik beraberinde her iliskide oldugu gibi bu iliskide de birtakim aliskanliklari getirdi. bekledigimden daha fazla benimsedigim canim evim (ya da canim odam) gun gectikce kumulatif olarak biriken kitaplarla, yagmurdan korunmak amacli aldigim su geciren yagmurluklar ve bunun uzerine satin aldigim yagmur gecirmeyen yagmurluklarla dolmaya; kimi zaman elcin ile girdigimiz bir milyoncularda ya da cocuk oyuncakcilarinda buldugumuz hikayesi olan veya evde guzel bir enstelasyon yapmami saglayacak ufak tefek porselenler, kimi zaman da hortsik gibi boyumda olan hasir zurafalar derken geceleri yatmadan once yanaklarindan operek gozlerinin icine bakip iyi geceler dedigim yiginla esyam olmaya basladi.

acaba son yillarda kendi kendimin bilincini cozup daha iyi bir iknator haline mi gelmistim?
kendim, kendime ihtiyacim olmayan seyleri ihtiyacmis gibi pazarlarken mi buluyorum? 
bu pazarlama tekniginde bu kadar iyiysem baska is alanlarina girmeyi mi dusunmeliyim? 

gonul bagi ile baglandigim bu mal varliklari beni mutlu ededursun, bazi aksamlar bu esyalari nasil tasiyacagimi dusundugumde uykularim kaciyor ve kendimi uzerinde yattigim yatagi mental olarak deconstruct edip tekrar birlestirirken buluyorum. bir vida artiyor. 



13 Ekim 2019 Pazar


duygusal 1 post


Bugun Kruisstraat'ta bayraklar yariya indi.
Eindhoven, gri bir gokyuzuyle durumu kabullendi.
Ust kattaki Polonyali komsularim bile muzigin sesini kisti.

Tam 6 yil once Amsterdama geldigim ilk hafta aldigim kahve makinem ile bugun vedalastik.


Diger kahve makinelerinin yaninda minicik kalmis bir makineydi. Hemencecik almistim, camping size oldugu icin o kadar minik oldugunu sonradan ogrenmistim.

Bu gecen koca 6 yil icinde bebeyim hep yanimdaydi.

"How do you say cheers in Turkish?" sorularina cevap verdigim les Green Tower partilerinin sonrasindaki hangover kahvaltilarimda,

Ayni partiler yuzunden masterdaki bursumu kaybettigimde, ve o yaz aslanlar gibi calisip bursu geri aldigimda,

Sabahin korunde Albert Hejin'e raf dizmeye gittigim gunlerde,

Asiri dindar Alman oda arkadasimin incilden alintilalarla dolu ekmek kesme tahtasinda kestigi ekmekleri kizartirken,

Kalkisma girisimini twitterda takip ettigimiz gece,

Osdorp'daki odama tasindigimda, surekli ayaklariyla oynayan Arjantinli sef oda arkadasimin yaptigi yemekleri yememek icin binbir bahaneler icinde cirpinirken,

New West'e tasindigimda while label in mudavimi olup bebeyime gereken ilgiyi gostermedigim zamanlarda,

Sut kokan ve ingilizce bilmeyen Pakistanli kamyoncuyla beraber esyalarimi Eindhoven'a tasidigimizda ve 10 yil sonra ilk defa yalniz yasadigim gunun sabahimda,

su hayatta giden kahve makinesinin ardindan helva kavurmak da varmis.



Ve daha nice sabahlarda hep benimle olan kahve makinem bugun bozuldu. Bir anda atmaya elim gitmedi, ben de dolaba kaldirdim.

Arkasindan da un helvasi kavurdum. Su an bu postu kahve makinemin helvasini yiyerek yaziyorum.











*ayni gun gittim mediamarkt'tan baska kahve makinesi aldim. ama gokhan kirdar'in da dedigi gibi: YERINE SEVEEMEEEM!







3 Ekim 2019 Perşembe

Den Bosch'da bir cumartesi

Doktoranin ucuncu yilinda hafta iclerim genelde "bina 11 de kapaniyor, yanlislikla ustunuze kitlemeyelim, cikin gidin evinize" anonsunu duyarak ya da havuzda bir takim hareketler ogrenip bunu kafamin icindeki minik cucelerle kutladigim silent disco partilerle geciyor. Fakat bazi random haftasonlari hafta icinin butun monotonlugunu silip supurecek suprizli olabiliyor. Gectigimiz cumartesi iste oyle haftasonunun bir parcasiydi.

Arkadasimla bulustuk, planimiz Amsterdamda muze gezmek, cunku Stedeilijk'e 'Colorful Japan' sergisi gelmis ve boyle bir sergiye gitmeyecektik de ne yapacaktik! Cantamizda bir kilo mandalina, Amsterdam trenini bekliyoruz. Fakat ns.nl yine yamuk yapiyor. Arka arkaya trenler iptal. Hemen sonra ogreniyoruz ki yine birileri vucudunu raylara firlatmaya karar vermis, ve saniyorum gider ayar herkese son bir el hareketi cekmek istedigi icin bu firlatma saatini cumartesi ogleden sonrasina ayarlamis.

Eindhoven'in jeopolitik konumu sayesinde biz de rotayi hemen Den Bosch'a kiriyoruz. Pek bi planimiz yok. Yemek yiyip biseyler icip sehirde dolasiyoruz. Oylesine yururken uzaklarda, warehouse gibi bi yerde bir takim kutlamalar fark ediyoruz ve iceri daliyoruz; gordugumuz hareketlilik, bu sinema salonu + exhibition center karmasi fuzyon mekanin 15. yil kutlamasiymis. Iceri daliyoruz. Ya da hic tanimadigim birinin ruyasina giriyoruz mu demeliyim?

Iceri girer girmez koridorda bizi kaykaylara yuzustu yatmis ve elleriyle kendilerini ittirerek serbest halde gezen bir takim horizontal insanlar karsiliyor. Ilginc bir goruntu. Ilerlemeye devam ediyoruz, arkalardan gelen muzige dogru gidiyoruz. Ogreniyoruz ki burda dans marathonu var, insanlar queen/king of the night unvani icin gece 12 ye kadar dans ediyor. -Biz gittigimizde saat 7 civarlarinda- Arkadasima bakiyorum, o bana bakiyor, ben yerde horizontal giden cocuga bakiyorum, cocuk donuk bakislariyla sadece ileri bakiyor, ve maratona katilmaya karar veriyoruz.


iste hikayede gecen -kaykaylara yuzustu yatmis ve elleriyle kendilerini ittirerek serbest halde gezel horizontal insanlara bir ornek-


Numaralarimizi alip ustumuze astiktan sonra dans etmeye basliyoruz. Buyuk bir alan degil, maratona katilan 30 kisi filan var bu asamada. Ve bu dans pistinin tam ortasinda da akulu arabasiyla dans etmeye gelmis yasli bir ablamiz. Neyse. Dansimiza devam ediyoruz. Bir ara telefonuma bakmak icin duruyorum, yanimda bir tane juri beliriyor; elinde bir takim dosyalar, kagitlar, notlar "Move, move, keep dancing" diye beni uyarmaya gelmis. AMANTANRIM. Panik halinde dansima geri donuyorum.  Ayni juri yine etrafimizda; guzel dans figurlerini, yakaya asmak icin verdigi yapistirmali rozetiyle odullendiriyor. Arkadas 3 rozet alirken ben gecenin ilerleyen saatlerinde bir rozet anca aliyorum.

Saatler geciyor, dj ler degisiyor, muzikler hareketleiyor, kafalar guzellesiyor, horizontal bireyler yerde suzulmeye devam ediyor, arada tutu giymis gobekli dayilar beliriyor. Bir kac saat sonra kemik kitle 15 kisi kaliyoruz. Artik bir tur kalt gibi birseyiz. Extacy dancing egitmeni bir kadin arada dansiyla sovlar yapiyor. Ozellikle bu event icin gelenler arada tshirtlerini degistiriyorlar. Bir ara buyuk bir U ciziyoruz ve herkes sirayla ortaya gecip figurlerini sergiliyor. Enerji duser gibi olunca juriler ellerinde birer salkim uzumle gelip bir kus gibi bizi besliyorlar. Extacy dancing egitmeni kadin elinde bir siseyle yanimiza gelip "nane yagi ister misiniz?" diye soruyor. Frontal lobe umu coktan saldigim icin ustunde hic dusunmuyorum bile. Yes diyorum, isterim. Kadin alnima mentollu nane yagi suruyor. MEGER BU VIKS GIBI BISEYMIS. Gece boyunca alnim naneli sakiz cigniyor. Dj booth un hemen yaninda bir de masaj sedyesi var; masor dans ederek masaj yapiyor, masaj icin yatanlarin ayaklari hala oynamaya devam ediyor. Adeta Faithless in why go klibinin icindeyim.

Saat gece yarisina yaklasiyor. Son sigara molalari veriliyor, uzum salkimi bir tur daha uzerimizden geciyor. Aldigi alti adet rozeti alnina yapistirmis bir sekilde butun gece bir an durmadan dans eden kiz, queen of the night oluyor. Alkisliyoruz. Dans etmekten bitap dusmus bir halde istasyona yuruyup tebessum sehrimize geri donuyoruz.