26 Eylül 2016 Pazartesi

amygdala nasır tutar mı

merhaba. master'ımın ikinci senesinde, uzun süredir aradığım huzuru buldum. okul yine çok yoğun. hayatımdaki tek değişken ise benim stres algım. amygdala darbelerden nasır tutmuş artık deadline dinlemiyor. haydi bakalım.

hayattan beklentimi "psikoloji derslerinde daha phineas gage'den bahsedilmemesi"ne kadar indirgedim.

bir de sağlık.


25 Eylül 2016 Pazar

Galiba artik is hayatina hazirim.


Cumartesi aksami Caglalarla direk sehirde bulusmaya karar vermistik. Kopmacali icmeceli dagitmacali bir gece planlamistik. Ben de evde aksam yemegimi yiyip disari cikmak icin hazirlanacaktim. Firina pizzami koydum. Bir baktim New Girl un 6. sezon u baslamis, e dedim su minik sarabi da acayim o halde. Hem kendi kendime predrink gibi olur. Sonucta ne oldu dersiniz, kendi kendime predrink yaparken uyuyakalmisim. Saat 10.30 pm. Tesekkurler.

Alta da New Girl de simdiye kadar en sevdigim sahneyi ilistiriyoum. Diceksiniz ki ne alaka, ben de dicem ki KIME HESAP VERECEKTIM. Neyse biraz agresif bir cikis oldu. Ben biraz daha oda arayayim.

Bu da 154 kere izledigim favourite New Girl sahnesi.



16 Eylül 2016 Cuma

canım ofis sandalyem, ya da çağla'nın başına gelen bir elçin hancı hikayesi

geçenlerde elçin'le kahve içmek için pijp'ta buluştuk. artık yakınlarda yaşamadığımız için böyle buluşma ayarlamamız gerekiyor. değişik bir cafe arayışı içerisinde ara sokaklara girip çıkarken karşımda bir ofis sandalyesi.. adeta bırakılmış gibi bekliyor. yanına gidiyorum. seni bıraktılar mı? sen yalnız mısın? diye soruyorum. kendisiyle biraz ilgilenirken (uzun bir süredir ofis sandalyesi aradığım için ofis sandalyesi görünce pop-out effect ile kaçırmadığım bir stimulus olmayı başarmıştı ve bu yüzden ilgiyi hak ettiğini düşünüyordum), sahibi geliyor. istiyo musun diye soruyor. ciddi mi diye adamın yüzüne bakıyorum. adam ciddi. istemiyosan atıcam zaten diyor. sarışın bir daç nasıl bu kadar inefficient bi hareket yapar, o sırada aklım almıyor. satın alınan bir şeyi yolda bırakıp atmak.. mümkün değil gibi geliyor. alıyom bak diyorum. o sırada ofis sandalyem bana göz kırpıyor. adam al diye gözümün içine bakıyor. taşıyamazsan bırakırsın nolcak ben de zaten atıcaktım dediği anda ben ofis sandalyesini alıp sürüklemeye başlıyorum.
pop out effect ile ofis sandalyemi pijp'ta fark edişim (temsili)
karşımdan turistler geliyor, localler geliyor, elçin yanımda bisikletini sürüyor. ben de ofis sandalyemin elinden tutuyorum yürüyoruz. abi nasıl olacak bunu nasıl götüreceğim, hem biz kahve içmeyecek miydik diye soruyorum. elçin de tram diyor. trama basıyor muyuz abi diyorum. buna basıyoruz diyor. ofis sandalyemle bakışıyoruz. biz trama binelim diyoruz. trama ofis sandalyemi çıkarıyoruz, yaklaşık 11 durak ilerliyoruz. tramda belki bu inerken yardım eder dediğim herkes iniyor. ofis sandalyeme bakıyorum. bunu başarabilirsin dercesine bana gülümsüyor. iniyor, okulun ordaki metroya yürüyoruz. sonra eve yürüyoruz. üşümüşsündür gel içeri gir diyorum. ayakkabılarımı çıkarayım mı diyor. gerek yok zaten biz de ayakkabıyla giriyoruz diyorum. hikaye bitiyor.

canım ofis sandalyem ile eve giderken

13 Eylül 2016 Salı

Room Hunting

Arkadaslar, sizlere supriz bir haberim var. Oda ariyorum. Biliyorum, siz de salonumuzdaki su guzide parcayi gorunce burdan gitmek istemeyecegimi dusunmustunuz.

-Embrace the marvels of African vodoo (M.A.)-
Gelin gorun ki evde durumlar cok uzucu:

Internet: Calismiyor. Kimse duzeltmek icin ugrasmiyor. Evde internet yok, sene 2016, sehir Amsterdam.
Bulasik makinasi: Calismiyor. Fakat icine bulasiklari koymaya devam ediyorlar.
Camasir makinasi: 90 derecede problem yok, fakat 30 derecede calismiyor. Cunku sadece carsaf yikiyorlardi.
Buzdolabinin buzlugu: Calismiyor, yerler erimis buzlardan dolayi havlu dolu.
Bisikletim icin park yeri: Evin apaci cocugunun scooter i oldugu icin koyamiyorum. 

Ev ararken de soyle seylerle karsilasiyorum, bunlari da suraciga arsivlemeye karar verdim. Cunku, hepinizin de bildigi gibi issizim arkadaslar.

1.

2.


3.
4. 


Indeed.

4 Eylül 2016 Pazar

bisiklet kazaları ve basurlu popo yastığına muhtaç olmak

Amsterdam denilince akıllara gelen ot ve red lighttan sıkça söz ediyoruz. Ama üçüncü çok önemli Amsterdam itemi olan bisiklet... İşte bunu bu blogda hep yok saydık, sayıyorduk. Bugüne kadar...



işte o korkunç yağmur korungaçlıkları
Amsterdam'a geldiğimden beri bisikletle ilgili çok harika hatıralar biriktirmedim. Birincisi zaten bisiklet bayıldığım bir ulaşım aracı değil, ikincisi de Amsterdam'da çok yağmur yağıyor ve hiç bir kuvvet bana alman arkadaşlarımın giydiği kıyafet üstüne yağmurluk kıyafeti korkunçluğunu giydiremez. Üçüncüsünü de yaklaşık beş gün kadar önce öğrenip listeme koydum: Kaotik kontrpedal bisiklet ve sürene estirdiği terör.


Bu durumda kontrpedal bisikletlere teröröröö diyebilir miyiz?
Belki de diyebiliriz.



Her neyse. Az sevdiğim bu ulaşım aracıyla şehir merkezine giderken zincirim attı. Ve arkadaşlar inanır mısınız.. KONTRPEDAL BİSİKLETTE ZİNCİR ATTIĞI ZAMAN DURAMIYORMUŞUZ :):)):):):) zar zor durup ziniciri taktıktan sonra arkadaşımla buluştum, kahve içtim. sonrasında ev yakınlarında bir başka buluşmaya gitmek üzere yola çıktım ve ekstra dikkatli bir şekilde bisikletimle geri dönüyordum fakat spatial algısı yitik ve de bitik bir insan olduğumdan istisnasız her dönüşümde kaybolduğum Amsterdam Zuid noktasında bir kez daha yolumu kaybettim. Her seferinde google maps bile açsam algılayamadığım bu dönüş yolu bana IQ'mu sorgulatıyor, yanımda başkaları varsa da IQ seviyemi gözlerimizle telepati kurarak hep beraber sorguluyoruz. Zaten yanımda kim varsa genelde yanında süzülüyor, adeta bir nöron bile kullanmadan hoşuma giden sokağa bazen giriyor ve yolu yarım saat kadar uzatıyorum. Neyse ki benimle uzun zaman geçiren herkes buna alıştı da artık kimse bir şey demiyor.

Bu sefer yolculuğumda yalnızdım ve dedim ki ev bu tarafta kalıyor buradan gideyim öyleyse. Meğer girdiğim yol bisiklet yolu değilmiş. Bunun paniğiyle yavaşlayıp kaldırıma çıkmak ve trafiği kaosa sokmadan durmak istedim fakat kaldırım sandığımdan yüksekmiş. Bisiklet tam durmadığı ama kaldırıma da çıkamadığı için "BU NE HIĞAMMINA" dercesine altımdan kaydı sonra tam kuyruk sokumuma LAAAAP diye çarptı. Etrafta kimse olmamasına rağmen bozuntuya vermeden popomun acısıyla google mapsle yol bulmaya çalışarak devam ettim ve mucizevi bir şekilde eve geldim. Sonra nasılsa geçer diye bir kaç gün bekledim. Ve inanır mısınız. Tam beş gün oldu.

Ama geçmedi.

Akademide de sürekli oturmak gerekiyor. Popomun acısı yaşam kalitemi o kadar çok düşürüyordu ki google'da oturak aramaya başladım ve artık google aramalarım içerisinde "diy coccyx injury butt cushion" var.



ısıtırken aynı zamanda rahat ettiren yeni popo düzeneğim (temsili değil)