bu post terlik üzerine yapılacak tespitlerin hatırlatılması amacıyla bırakılmıştır.
Sosyal psikolog olmak üzere kendilerini Amsterdam'da bulmuş iki kadının maceracıkları
24 Mart 2019 Pazar
portekizce filme felemenkçe altyazılı gitmişim
kendimi sıkça sinemaya götürdüğüm bir 2019 yılı yaşanıyor. böyle olunca müdavimi olduğum sinema salonundaki çalışanlar tarafından tanınmaya da başladım. bugün için kendimle female frame teması altında oynayan bir filme gitme kararı almıştım. filmin başlamasına saatler olduğu için kâh kitabımı okuyor kâh bilgisayardan birtakım akademik işler kovalıyorken film saatim geldi. salonda kimse yok. bu işte bir gariplik var dedim ama bekledim. görevli bey geldi biletime baktı benden sonra 3-5 insan daha salona girdi. artık sinemadaki yoğunluk hakkında yeterli bir gözlemim olduğu için koca salonda bir pazar akşamı bu kadar az insan olmayacağının bilincindeyim.
arka ortalarda bir yer beğenip oturduğumda görevli bey yanıma gelip pardon siz dutch biliyor musunuz dedi. dedim biraz biliyorum. hıı yalnız film dutch altyazılı... üzgünüm dedi. bilmiyordum neyse ben bir duruma bakayım cevabımla salonda kulak misafiri olan bir kadın bana dönüp dutch bilmiyorsunuz peki portekizce mi biliyorsunuz dedi. portekizce de yok dedim. kadın durumuma acımış olacak ki şahsım adına bir cost-benefit analizi yapmak üzere cineville pass'iniz mi var dedi. evet, çat pat bir dutch'ım da var bana da pratik olur en kötü yarısında çıkarım diyerek diyaloğu sonlandırdıktan sonra film başladı.
plot twist.
altyazıları anladım ve film çok güzeldi.
altyazıları anladım ve film çok güzeldi.
23 Mart 2019 Cumartesi
sahane pazara donusen protesto
olay hollanda'da yasaniyor.
egitimdeki butce kesintilerine karsi grev ve protesto yapilacaginin haberi veriliyor.
ben de diyorum ki, neden gitmeyeyim ki bakalim medeni bir yerde protestolar nasil gerceklesiyor.
bir cuma gunu okulun onunden kalkan otobuslerle den haag'a yola cikiyoruz.
duzlukleri (dag tepe yok arkadaslar o yuzden sadece yol asabiliyoruz) astiktan sonra otobusun park edecegi alana geliyoruz. herkes otobusten iniyor ve protestonun olacagi alana yurumeye basliyor. bir 15-20 dakika ormanlari asarak minik bir okul gezisine cikmiscasina ilerliyoruz. sanki hocalar musambalari yere serecek fantalarimizi icecegiz, arkadaslarla da onceki senelerde ust donemlerde yasanan cinsellik dolu okul efsanelerini dinleyip sasiracagiz. hava ruzgarli ve yagmurlu olmasa abi plastik top getirdik mi yoksa su marketten bi pembe top almaz miydik diye sorulsa kimsenin garipsemeyecegi bu yuruyusun sonunda cimlik bir alana geliyoruz.
arkadaslar alana bir sahne kurulmus. insanlar getirilen catering tentelerinin altina girmis cay ve waffel aliyor. acikan arkadaslar bir sandvic tentesi yok muydu diye saskin gozlerle tenteleri suzuyor. sandvic kelimesini duyunca tadim kaciyor. sen bak ben suralardayim diyerek battigim camurdan alani seyir eyliyorum. arkadaslar ortamin bilkent mayfest olmadigini sadece insanlarin elinde yagdanlik olmamasindan ayirt edebiliyorum. sahneye bir grup cikiyor. lady marmelade soyluyorlar. moulin rouge mu izliyoruz mubarek, protestoya geldik. iki gaviscon bir sut sisem bir baretim eksik buraya eglenmeye mi geldik diye diye dusuncelere daliyorum. arkadasim sandvic bulamadigi icin yanimda aldigi waffle'i kemirmeye basliyor ve sahnenin onune dogru gidiyoruz.
protesto saati geldiginde sahneye bir adam cikiyor. adamin uzerinde yesilli mavili morlu renkli bir takim. gozlerinde beyaz kemik gozlukler. saclar itinayla jolelenmis. sahane pazar izledigimin nostaljsiine kapilarak dus almamis olmayi garipsemeye basliyorum (citation*). elcin sahane pazara sikistim sen neredesin, bu an'i nasil paylasamayiz diye dusunuyor ve bu hissiyati asla aktaramayacagim avrupali cevremle sahneye cikan konusmacilari dinlemeye basliyoruz. ben son 1 yilda geldigim B1 seviye felemenkcemle cikan konusmacilari tabi ki anlamiyorum. bir bucuk saatlik bu surreal deneyim bitince otobusumuze donuyoruz ve amsterdam'a geliyoruz.
ben kafa karisikligimla harcadigim zamana da biraz uzulerek eve gidiyorum.
hikaye burada son buluyor.
sevgiler
egitimdeki butce kesintilerine karsi grev ve protesto yapilacaginin haberi veriliyor.
ben de diyorum ki, neden gitmeyeyim ki bakalim medeni bir yerde protestolar nasil gerceklesiyor.
bir cuma gunu okulun onunden kalkan otobuslerle den haag'a yola cikiyoruz.
duzlukleri (dag tepe yok arkadaslar o yuzden sadece yol asabiliyoruz) astiktan sonra otobusun park edecegi alana geliyoruz. herkes otobusten iniyor ve protestonun olacagi alana yurumeye basliyor. bir 15-20 dakika ormanlari asarak minik bir okul gezisine cikmiscasina ilerliyoruz. sanki hocalar musambalari yere serecek fantalarimizi icecegiz, arkadaslarla da onceki senelerde ust donemlerde yasanan cinsellik dolu okul efsanelerini dinleyip sasiracagiz. hava ruzgarli ve yagmurlu olmasa abi plastik top getirdik mi yoksa su marketten bi pembe top almaz miydik diye sorulsa kimsenin garipsemeyecegi bu yuruyusun sonunda cimlik bir alana geliyoruz.
arkadaslar alana bir sahne kurulmus. insanlar getirilen catering tentelerinin altina girmis cay ve waffel aliyor. acikan arkadaslar bir sandvic tentesi yok muydu diye saskin gozlerle tenteleri suzuyor. sandvic kelimesini duyunca tadim kaciyor. sen bak ben suralardayim diyerek battigim camurdan alani seyir eyliyorum. arkadaslar ortamin bilkent mayfest olmadigini sadece insanlarin elinde yagdanlik olmamasindan ayirt edebiliyorum. sahneye bir grup cikiyor. lady marmelade soyluyorlar. moulin rouge mu izliyoruz mubarek, protestoya geldik. iki gaviscon bir sut sisem bir baretim eksik buraya eglenmeye mi geldik diye diye dusuncelere daliyorum. arkadasim sandvic bulamadigi icin yanimda aldigi waffle'i kemirmeye basliyor ve sahnenin onune dogru gidiyoruz.
protesto saati geldiginde sahneye bir adam cikiyor. adamin uzerinde yesilli mavili morlu renkli bir takim. gozlerinde beyaz kemik gozlukler. saclar itinayla jolelenmis. sahane pazar izledigimin nostaljsiine kapilarak dus almamis olmayi garipsemeye basliyorum (citation*). elcin sahane pazara sikistim sen neredesin, bu an'i nasil paylasamayiz diye dusunuyor ve bu hissiyati asla aktaramayacagim avrupali cevremle sahneye cikan konusmacilari dinlemeye basliyoruz. ben son 1 yilda geldigim B1 seviye felemenkcemle cikan konusmacilari tabi ki anlamiyorum. bir bucuk saatlik bu surreal deneyim bitince otobusumuze donuyoruz ve amsterdam'a geliyoruz.ben kafa karisikligimla harcadigim zamana da biraz uzulerek eve gidiyorum.
hikaye burada son buluyor.
sevgiler
Kaydol:
Yorumlar (Atom)