25 Şubat 2017 Cumartesi

mutluluktan hüzüne uzanan diyaloglar no.1

Bir gün eve geldim kapıda çok güzel çiçekler var. Cam bi saksısı var, saksıda da "Have a Good Day" yazıyor. Ya ne güzel bir şey almış ev arkadaşım diye mutlu oldum. Ertesi gün ev arkadaşımdan ev hakkında birtakım isteklerde bulunduktan sonra ev arkadaşım odasına gitti. Ben de o sırada mutfaktayım. Çay suyumu kaynatırken aklıma geldi ki çiçek için hiç teşekkür etmedim, çok sevdiğimi söyleyeyim. Sevimlilik olsun diye hemen kapısını tıklattım. Geldi.
"Ya bu arada kapıdaki çiçekler çok güzelmiş, gördükçe çok mutlu oluyorum" dedim.
Kız bana bakıp.. "Onlar zehirli" dedi.
Benim yüzümdeki gülümseme yavaşça silinirken, "odama almıştım ama arkadaşım odada tutamazsın onlar zehirli dediği için kapıya koydum" dedi.
Ben de ne kadar üzüldüğümü belli etmemeye çalışarak "olsun beni yine de mutlu ediyorlar" dedim. Ev arkadaşım odasına geri döndü.
Çay suyum kaynadı, suyumu koydum.
Kendi odama girip kapımı kapattım.

kapı girişim ve kapıda beni karşılayan çiçekler



21 Şubat 2017 Salı

Osdorp Throwback

Elçin osdorptaki evini tuttuktan sonra aylarca vakit bulup da ziyaretine gidemedim. Aradan bir süre geçtikten sonra İtalyan ev arkadaşları Elçin'i darlamaya başladı. Evde İtalyanca konuşmalar, evi temiz tutmayıp evi temizlettirmeye çalışmalar, zamanla eşyalarını izinsiz kullanmalar derken minik kavgalar patlak verdi. HEY PERİYODUNDA MISIN SARIŞIN SAKİN OL falan demelerinden sonra Elçin'i himayeme aldım.

Beni bilen bilir, sessiz sakin, kendi halinde, desiblei düşük bir insanım. Bazen o kadar dediğim duyulmuyor ki insanların beni üçüncü kere söylediğim cümleyi anlamayışlarını random evet ya da hayır kafa sallamalarından ayırt edebiliyorum. Her neyse..

Bol himayeli güzel günlerimiz için Elçin'in eşyalarının bir kısmını almaya Osdorp'a yola çıktık. Trama bindik, gidiyoruz... Gidiyoruz... Abi diyorum? Elçin yüzüme bakıyor. Gitmeye devam ediyoruz.. Yol bitmiyor. Abi geldik mi diyorum. Yok ama az kaldı diyor. Abi Amsterdam'da yaşadığına eminsin değil mi diyorum. Oysa ki bu hikayede Amsterdam dışında oturan kişi benim. En sonunda varıp eve çıkıyoruz. Ve ben, 3 desibelli Çağla, desibel limitlerimi aşarak diyaframdan diyaframdan ses yükseltmeye başlıyorum.

Yükseltiyorum desibeli, veriyorum alttan tedirgin etme amaçlı TÖVBEESTAĞFURULLAHları. Niyetim belli, fakat İtalyanlar dışında Elçin ve ben de şaşkınız. Bir yandan Türkçe konuşarak itayanlara ostracism pompalıyoruz. Bir yandan ABI SU KAZAGINI DA KOYAYIM MI TOVBEESTAGFURULLAH alıcam abi koy BISMALLAHIRAHMANIRAHIM... GECEN ARKADASLARLA BULUSTUM BILIYO MUSUN ALLAH ALLAAAH...

Her geçen dakika ibadet dolu, yüksek desibelli personam ortaya çıkıyor. Beni, Elçinle beraber yeniden keşfediyoruz.

Aradan bir hafta geçiyor.. Elçin evine yeni bir kiracı buluyor. Üzerinden 3 hafta daha geçiyor, Elçin'in bulduğu kiracı kızın ev ilanını görüyoruz.
Hikaye burada bitiyor.

amsterdam'da ingilizce ile imtihanım

bir süredir yine lab'da data topluyorum.
artık iyice otomatikleşen bir süreç haline geldiği ve camsız bir odaya tahammülüm kalmadığından olsa gerek, beynimi de kullanmamaya başladım (kullanmamak.. bakınız.. bilinçli olarak kullanmıyorum). Katılımcı geliyo programı açıyorum. Katılımcı "thanks" diyor. Bunu duyan çağla da durur mu yapıştırıyor cevabı "thank you".

bu hafta üç kere falan aynı şeyi yaptım.
tabi bozuntuya vermiyorum.

teşekkürler.

17 Şubat 2017 Cuma

Calistigim sirketin ne kadar minik oldugunu vurgulamak icin bir ornek vermeye geldim, hemen gidicem. Is arkadaslarimdan biri yaninda getirdigi islak pantolonunu toplanti odasindaki kaloriferin ustune koydu kurusun diye. Haftasonu ailesinin yanina gidicekmis de, yanina aldigi yedek pantolonu yikamis fakat tam kurumamis. Demis ki OFISTE KURUTURUM NEDIR YANI!


7 Şubat 2017 Salı

Hap Var Cigara Var Ex Var Roj Var

Size staj yaptigim sirketin Christmas Partisinde yasadigim kultur sokundan bahsetmemistim degil mi? Hani kilisede duzenlenen bir partiydi, djli kokteyl barli ve MASAJ SEDYELI. Bir yandan da etrafta  Suheyl- Behzat Uygur gibi gezen ust duzey yoneticiler. Cunku partinin dress codu glitter idi cok afedersiniz. Iste parti boyle baslamisti da sonra after party diye Rembrandplein deki les Erasmus barlarindan birine gidilmisti ve ben kendimi gece 4 te sirketin CEO suyla Coco's da karsilikli dans ederken bulmustum. COCO'S NEY!!

3 yildir Amsterdamda yasiyorum, o gune kadar bu kultur farkini o kadar belirgin hissetmemistim. Derken gecenlerde baska bir is arkadasimla olan muhabbetim de bu kultur sokuna tuz biber oldu. Bu bahsedecegim is arkadasim bizi tren istasyonundan alacagi zaman arabanin arkasindaki minnos bebek koltuklarini cikariyo, cunku iki tane minik kizi var. Iste arabada muhabbet ediyoruz, bir klasik Anglosakson small talk initiator i olarak sordum adama, dedim how was your weekend? Bekliyorum ki iyiydi desin, suraya gittim desin. Adam demesin mi cumartesi bi partiye gittim, dj calmayi gece 4 gibi birakti, tam ikinci ekstasimin ortasindaydim biraz daha giderdim. BEN SOK! Tamam herkes MDMA aliyor, tabu degil filan anlarim da ya arkadas bu adam benim calisma kontratimi imzalayan adam. Ben de hala mail atarken kendi kendime yeterince professional oluyo mu diye endiselenip durayim. Adam MDMA diyor. Daha sonra festivallere gittiginde nasil yaninda fazladan buundurup ese dosta verdiginden, ama tanimadigi insanlar istediginde vermeyip arkadaslari icin ayirdigindan bahsetti. Ben de konuyla alakali tek anim olan benim nasil da gittigim cogu partide torbaci sanildigimdan bahsettim.

Sonra istasyonun onune gelince arabadan digerleriyle inip kosarak trenimize yetistik.

1 Şubat 2017 Çarşamba

Risk nedir?

Risk, son ses Ceza- Holocaust dinleyerek is cikisi saatinde West ten Central Station a kadar bisikletle gitmektir.

Bisikletleyken yazlari genelde daha gun kararmamissa house techno filan guzel oluyor. Fakat kislari Aga B olsun, Ais Ezhel olsun, soguk havaya daha uygun sarkilar dinliyorum. Mesela Ceza - Suspus u loopa alin, heryerden 15 dakikada evdesiniz, ben garantiyi veriyorum.