22 Haziran 2017 Perşembe

Amsterdamdaki sex, drugs & rock n roll hayatimin sonuna geldim

Artik Eindhoven'da, evimin kadini, cocuklarimin anasi olacagim.

Bir yil suren sayisiz is gorusmesi ve milyonlarca red mailinin sonunda TU/e da doktoraya kabul aldim gecen haftalarda. Hersey cok hizli gelisti. Hayatimin en korkunc gecen is gorusmesinin ustunden bir hafta gecmeden kabul haberi geldi. Telefonda haberi veren bolum baskanina ARE YOU SERIOUS? diye bagirarak muhtesem bir olgunluk ve profesyonellikle pozisyonu kabul ettim ben de. Hemen ayni hafta yerini birkac local disinda hicbir Dutchin bilmedigi, bitse de gidip gormedigi allahin unuttugu kasabadaki minik sirketimden istifa ettim. Dedim ki THEY FUCK, CALISMIYORUM. (yani demek istiyor ki: sikerler). Bir sonraki hafta viewing icin gormeye geldigim ilk apartmani tuttum. Ayni hafta esyalari tasidim, yerlestim. Haftaya da ise basliyorum. BUYUR.

Daha ise baslamadan bolumun her turlu annual aktivitelerine katilmakla geciyor zamanim bu ara. Hatta en son yemege gitmeden once supervisorum -Gelirken gunes kremi de getirir misin? dediginden beri kendimi 3 yildir bolumdeymisim gibi hissediyorum.

Tarihe not dusulsun, haziran 2017, kendime ait ilk evime tasindigim ve ilk full time kontratimi imzaladigim tarih. 


2 Haziran 2017 Cuma

bugün elçin'le jakuzi'yi canlı dinlemeye kasabın gözyaşları isimli mekana gittik.
birer bira alcaz, ama tabi ki biraları kendileri yaptığı için neyin ne olduğu ve neyle ne şekilde brew edildiği hakkında içmeden fikir sahibi olmak mümkünsüz. ordan rulet oynar gibi seçtim bi tane dedim ver bana ordan bir smoked bira. içtim baktım adeta içine isli et atmışlar. yani smoked demişlerdi ama böylesine bir tat beklemiyordum. biraları bitirdikten sonra bir içeri bakalım ne çalıyor dedik, zira jakuzi ekibi dışarda chillemeye gelmişçesine espriler şakalar oturuyolar.
neyse, mekanda konserin olduğu odaya girdik. duvarlar fayans, sağ duvar erkekler tuvaleti, tepede kırmızı bir ışık, yerde tipik türk halısı, etrafta cingılbörtler ve tamamen pastel pembelerle giyinmiş bir daç ergeni karşıda şarkı söylüyor.. düşük bütçeli bir bağımsız filmindeyim, fayanslara yaslanıyorum. elçin tuvalete gidiyor ben oradaki varlığımı sorguluyorum. adeta bağımsıza sıkışmışım gibi elçin neredesin ben bağımsızdayım, gel artık...

elçin geldi, baktık daha jakuzi çıkmıyor, dedim dondurma yemesek mi. neticede dilimdeki püpillere o içtiğim isli eti unutturacak bir şey lazım. dondurmaları aldık yiye yiye mekana döndük.
dondurmalar biterken baktık grubun üyeleri ayaklanmışlar, geçtik içeri.
az sayıda türk dışında herkes cingıbört. yer aynı fayanslı oda. 

konser başladı, ben de yanlışlıkla evde bütün şarkıları ezberlemişim. başladım söylemeye, vokal geldi karşıma karşılıklı söylüyoruz ama adam kat-i suretle göz kontağı kurmuyor. biraz tedirginim ama oraya o gün şarkılara eşlik etmeye gelmişim. durmak yok.
odada şarkıyı söyleyen toplam iki kişiyiz. önümüzdeki daçlardan bir tanesi klasik daç üst beden dansı yapıyor, sevgilisi de ona capoeira capaoera (?) gibi böyle senkronize hareketli dansımsılar ile eşlik ediyor. vokal geçiyor adamın karşısında danslıyor derken konserin sonuna geldik. son şarkının en sonunda vokal yükselip bağırmaya başlayınca capoeiracı daç da gaza geldi başladı bağırmaya. vokal verdi mikrofonu, bizim cingılbört de sen git basçıya bateriste doğru bağırarak koş. sonra da böğürmesi bitince sen konser bit.
ne yaşadık.
olaylar bu noktaya nasıl geldi.


bu da konsere doyamayanlara (özellikle de bana) gelsin.
jakuzi - istediğin gibi kullan